CHP Nasıl Bu Güne Geldi? (3)
Algı Yönetimi ve Tartışmalı Teftiş Raporları
31 Mart yerel seçimlerinin ardından muhalefet belediyelerine yönelik başlatılan mali sıkıştırma stratejisi, Ekim 2024 itibarıyla yerel yönetimlerin yönetsel meşruiyetini ve siyasi hareket alanını hedef alan yeni bir faza evrilmiştir.
Bu ikinci dalga, yerel demokrasinin idari vesayet ve teftiş mekanizmaları üzerinden nasıl bir abluka altına alındığını, Esenyurt Belediyesi’ne kayyum atanmasından, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerine yönelik eş zamanlı konser incelemelerine uzanması ve ardı arkası kesilmeyen CHP belediyelerine yapılan operasyonlar.
"Kent Uzlaşısı"nın Kriminalize Edilmesi
30 Ekim 2024 sabahı, Türkiye’nin nüfus bakımından en büyük ilçesi olan Esenyurt’ta yerel yönetimler açısından kritik bir eşik aşılmıştır. Seçmen iradesinin yüzde 49'undan fazlasını alarak göreve gelen Prof. Dr. Ahmet Özer’in şafak operasyonuyla gözaltına alınması ve ardından belediyeye idari kayyum atanması, sadece hukuki bir prosedür değil, sosyo-politik bir mühendisliğin ilk adımıydı.
Bu operasyonun merkezinde, farklı toplumsal kesimlerin yerelde ortak yönetim iradesi göstermesini sağlayan "Kent Uzlaşısı" formülü yer alır.
Seçim sandığında meşruiyet bulan bu demokratik model, idari ve adli soruşturmaların metinlerinde bir "suç organizasyonu" gibi konumlandırılarak kriminalize edildi.
Siyasi rızaya dayalı yerel koalisyon zeminleri, bu yolla gelecekteki olası ittifak modellerini felç etmeyi amaçlayan birer risk alanına dönüştürüldü.
İBB ve ABB’ye Yönelik Konser Kıskacı
Esenyurt’taki idari tasarrufun hemen ardından, Kasım 2024 itibarıyla dalga genişleyerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi hatlarına ulaşmıştır. Kültür-sanat etkinlikleri ve kitlesel kutlamalar üzerinden başlatılan incelemeler, İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu müfettişlerinin ve adli makamların eş zamanlı koordinasyonuyla derinleştirilmiştir.
Bu süreçte dikkat çeken ana unsurlar şunlardır:
İki büyükşehir belediyesine yönelik incelemelerin aynı hafta içinde, adeta tek bir merkezden düğmeye basılmışçasına başlatılması.
Rutin Sayıştay ve İçişleri Bakanlığı denetimlerinden başarıyla geçmiş, hesabı verilmiş geçmiş yıllara ait dosyaların (2021-2024 dönemi) yeniden açılarak birer "usulsüzlük" havuzu oluşturulma çabası.
Henüz ön inceleme aşamasındaki iddiaların ve brüt bütçe rakamlarının, kesinleşmiş birer yolsuzluk gibi kitle iletişim araçlarına servis edilmesi.
Soruşturma raporlarının ve bilirkişi metinlerinin en zayıf halkası, kültür-sanat endüstrisinin yapısal ve operasyonel dinamiklerini tamamen göz ardı eden, finansal gerçeklikten kopuk "Kamu Zararı" hesaplama yöntemleridir.
Sektörel gerçeklikte devasa bir organizasyonun maliyeti; sahne işçiliğinden nakliyeye, telif haklarından ağır vergi yükümlülüklerine kadar onlarca görünmez kalemden oluşurken, teftiş mantığı tüm bu hacmi tek bir soyut kaleme indirgemekte.
Üretilen siyasi illüzyon, maliyetlerin "Brüt Hacim Saptırması" yöntemiyle manipüle edilmesinde gizlidir. Müfettişler, organizasyon firmasına ödenen toplam sözleşme bedelini kamuoyuna sunarken, bu bedelin içindeki yasal yükümlülükleri ve alt yüklenici maliyetlerini kasıtlı olarak cımbızlanmasıdır.
Devlete Geri Dönen Vergiler (Stopaj ve KDV)
Belediyenin kasasından çıkan paranın yaklaşık yüzde 20 ila 30'u, stopaj vergisi ve KDV olarak doğrudan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın kasasına geri dönmektedir. Devlet, kendi tahsil ettiği vergiyi yerel yönetimin raporuna "kamu zararı" olarak yazarak absürt bir mali paradoks üretmektedir.
Görünmez Sahne Emeği ve Lojistik
Bir stadyum ya da meydan konserinde günlerce çalışan ses mühendisleri, iskele kurulum işçileri, jeneratör operatörleri, güvenlik personeli, lojistik ve iaşe giderleri faturanın ana gövdesini oluşturur. Müfettiş raporları, 37'den fazla reel gider kalemini yok sayıp sadece 7-8 kalemi dikkate alarak, tüm harcamayı "sanatçının cebine giren fahiş bir para" gibi gösterip toplumsal bir öfke üretmeyi hedeflemektedir.
Sonuçta her atılan adım, toplum üzerinde CHP’li belediyeler yönetemiyor algısını yayan siyasi bir mühendisliktir.
Amaç; birinci parti konumuna yükselen Cumhuriyet Halk Partisi’i seçmen nezdinde gözden düşürmek, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimine mümkünse sokmamak.
DEVAM EDECEK