Baba Ocağı mı, Yeni Parti mi?
Türk siyaseti, son yılların en çalkantılı ve keskin virajlarından birine girmiş durumda.
Ortada ne sadece basit bir parti içi muhalefet kavgası var, ne de klasik bir liderlik yarışı...
Yaşanan süreç, Türk seçmeninin, özellikle de Cumhuriyet Halk Partisi tabanının en derin hücrelerinde hissettiği devasa bir kimlik ve tercih kırılmasıdır.
Bir yanda Cumhuriyet ile yaşıt, kökleri cumhuriyetin kurucu iradesine dayanan ve "Baba Ocağı" kavramının ete kemiğe büründüğü asırlık bir yapı: CHP.
Diğer yanda ise, mevcut tıkanıklığa tepki olarak filizlenen, toplumun farklı kesimlerinden hızla destek toplayarak çığ gibi büyüyen ve Özgür Özel liderliğinde artık bağımsız bir "Yeni Parti" hareketine evrilen toplumsal dalga...
İşte tam bu noktada milyonlarca seçmen, siyasi tarihinin en çetin ikilemiyle karşı karşıya kaldı.
Hukukun Siyasallaştığı Yerde Kaos Büyür
Cumhuriyet Halk Partisi’nin "Butlan" kararları, mahkeme koridorlarına taşınan kurultay talepleri ve kayyum/çağrı heyeti tartışmaları, ana muhalefet hattını tam anlamıyla bir kaosa sürüklemiştir.
Normal şartlarda, hukuk devletinin işlediği bir sistemde tablo nettir.
Parti tüzüğünün ilgili maddeleri açıktır: Parti Meclisi düştüğünde ya da tüzüğün aradığı delege imzası toplandığında, tartışmaya yer bırakmaksızın seçimli kurultaya gidilir.
Nitekim muhalefetin Murat Karayalçın gibi saygın isimleri çağrı heyeti olarak önermesi de bu hukuki zemini çalıştırma gayretidir.
Fakat ne yazık ki, hukuki kural ve mevzuatların siyasi konjonktüre göre esnetildiği bir iklimde, matematiksel olarak "2 artı 2 eşittir 4" kadar net olan durumlar bile cevabı kişiye göre değişen bilmecelere dönüştürülmektedir.
Mahkemelerin hukuka göre mi yoksa siyasi iktidarın beklentilerine göre mi karar vereceği kaygısı, siyasal alanı tamamen felç etmektedir.
Siyasette "Yedek Lastik" Mantığı İşlemez
Bu karmaşık tablo içerisinde en kritik nokta, Özgür Özel ve kurulacağı artık kesinleşen “Yeni Parti”nin takip edeceği stratejik hattır.
Siyasette "yedek kulübesi" veya "B planı partisi" mantığıyla köklü bir iktidar alternatifi inşa edilemez. Bir siyasi hareket ya mevcut yapının içinde kalıp sonuna kadar mücadele eder ya da gemileri tamamen yakıp yepyeni bir yola çıkar.
"Yargıtay lehimize karar verirse CHP’ye döneriz, aleyhimize karar çıkarsa Yeni Parti ile devam ederiz" yaklaşımı, siyasetin doğasına aykırıdır.
Seçmen, ikircikli tutumları ve kararsızlığı asla affetmez.
Yarım adımlarla iktidar yürüyüşü yapılmaz.
Eğer 27 Temmuz tüzük ve kuruluş takvimi işletilecekse, yeni partinin dilekçesi verildiği an eski defterler tamamen kapatılmalı, arkaya bile bakılmamalıdır.
Çünkü kurulacak yeni bir yapı, CHP’nin eksiklerini tamamlayan geçici bir tünel değil; iktidarı hedefleyen, 2 milyona yakın CHP üyesinin ve Türkiye’deki tüm değişim isteyen kitlelerin teveccühüne talip olan ana gövde olmak zorundadır.
Gemileri Yakmak mı, Limanda Beklemek mi?
Bugün hem iktidar bloğunun CHP üzerindeki yargı ve baskı mekanizmaları, hem de muhalefet kanadındaki yetki karmaşası seçmeni yormuş durumdadır.
"Baba Ocağı"na duygusal bağlarla bağlı olan seçmen, bir yandan partisinin kurumsal kimliğini korumak isterken; diğer yandan değişim rüzgarını arkasına alan yeni hareketin tasfiye edilmesine seyirci kalmak istemiyor.
Ancak belirsizlik uzadıkça, umut yerini tükenmişliğe bırakır.
Türk siyasetinin bugün ihtiyaç duyduğu şey nettir.
Yalın, cesur ve kararlı bir liderlik duruşu.
Siyasette gemiler ya yakılır ya da limanda çürümeye terk edilir.
Yarım yamalak stratejilerle ne Baba Ocağı kurtarılabilir ne de yeni bir gelecek inşa edilebilir.
Seçmen artık kararsızlık değil, net bir istikamet bekliyor.