“Baba Ocağı” Söylemi ve Gerçek Liderlik
Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Merkezi önünde gerçekleştirdiği halkla bayramlaşma konuşması, sıradan bir bayramlaşmanın çok ötesinde, Türkiye siyasi tarihine geçecek bir meşruiyet tartışmasıdır.
Kılıçdaroğlu’nun baba ocağında, "arınma", "hesap sorma" ve "tarihi özürler" üzerine yaptığı konuşması, sadece bir savaş ilanı değil; aynı zamanda iktidarın siyasi hamleleri ve hukuki tartışmalı mahkeme kararlarıyla şekillenen yeni bir dönemin resmidir.
2017'de yargının siyasallaşmasına karşı yüzlerce kilometre "Hak, Hukuk, Adalet" için yürüyen bir liderin, 2026 yılında bizzat "siyasileşmiş yargı" kararıyla partinin başına atanması kararını kabul etmesi, geçmişte yaptıklarını bizzat kendi eliyle silip atması demektir.
Kılıçdaroğlu, konuşmasında dile getirdiği 5 maddelik büyük özür (FETÖ sızmaları, dış odaklar, delege pazarlıkları, rüşvetçi belediye başkanları), ilk bakışta dürüst bir özeleştiri gibi görünse de, aslında seçilmiş parti yönetimini meşruiyetsizleştirmek için tasarlanmış bir siyasi söylemdir.
Üstelik yaptığı suçlamalar tamamıyla kendi döneminden kalmadır.
Kendisini yetkisiz mahkeme kararlarıyla o koltuğa getiren iradeye karşı oluşan, "Sarayın adayı" ve "İktidarın aparatı" suçlamalarını, bu şekilde savuşturmaya çalışan Kılıçtaroğlu, "Evet, ben hata yaptım ama onlar haram sofrası kurdu" diyerek, mahkeme kararıyla gelişini bir "zorunlu kurtarıcı hamlesi" olarak süsleyip şekillendiriyor.
Bugün Kılıçdaroğlu'nun kanun boşlukları ve siyasallaşmış yargı eliyle CHP’nin başına monte edilmesi, iktidarın iki temel stratejisine hizmet ediyor: Muhalefeti iç savaşla felç etmek ve "Konforlu Düşman" yaratmak…
Eğer bir lider, iktidarın yargı üzerindeki nüfuzunu kullanarak açtığı bir alanda, yetkisiz mahkeme kararlarının gölgesinde "baba ocağını temizlemeye" kalkışıyorsa; o evin temizliği hiçbir zaman tam anlamıyla meşru olmayacaktır.
Kılıçdaroğlu’nun bu "son büyük nöbeti", CHP’yi kurucu kodlarına geri döndüren bir arınma hareketi olmaktan ziyade; iktidarın yazdığı, yargının yönettiği ve ana muhalefetin bizzat içinde kaybolduğu büyük bir hukuki labirente dönüşme oyunudur.
Özgür Özel’in onaylanan liderliği…
Yargı yoluyla CHP Genel Başkanlığı’ndan alınan Özgür Özel, partilileri ve destek verenlerini Güvenpark’a çağırması büyük karşılık buldu.
CHP Genel Merkezi’nde yapılan bayramlaşmaya 3-4 bin kişi katılırken, Güvenpark’ı on binler doldurdu. Bu açıkça Kılıçdaroğlu’na gösterilen tepkinin vücut bulma haliydi.
Özgür Özel, Güvenpark buluşmasının sonunda Anıtkabir’e yürüyelim çağrısı, on binlerin Anıtkabir’e akın etmesine neden oldu. Görüntüler müthişti…
Resmen kitlelerin, CHP Genel Başkanı olarak Özgür Özel’i görüp, istediğinin onayıydı.
Son olarak aktarmak istediğim bir konu da, Kılıçdaroğlu için CHP Genel Merkezi’e gelenlerin bayramlaşmanın sonunda alandan ayrılmasıyla parti üyesi olmadıklarının ortaya çıkma konusu.
Nasıl derseniz; böylesine toplanmaların sonrasında hiçbir CHP’li, ne çöpünü yerlere atarak kirlilik yaratır, ne de parti ve Türk bayraklarını sağa sola bırakıp çöp yığınları oluşturur.
İster atanmış, ister seçilmiş olsun, dünün görüntüsü Özgür Özel’in liderliğinin onaylanması ve desteklenmesi oldu.