Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

İzmir’in Dağlarında Açan Çiçekleri Siyasetle Kirletmeyin!..

15 Mayıs 1919 sabahı İzmir Kordon’a çıkan işgal çizmeleri, sadece bir kenti zapt etmeyi değil; bu milletin hürriyet mührü olan ay yıldızlı al bayrağı hafızalardan ve gökyüzünden tamamen silmeyi hedeflemişti.

İzmir’in Dağlarında Açan Çiçekleri Siyasetle Kirletmeyin!..
Paylaş:
N

İzmir’in Dağlarında Açan Çiçekleri 
Siyasetle Kirletmeyin!..

    15 Mayıs 1919 sabahı İzmir Kordon’a çıkan işgal askerleri, sadece bir kenti zapt etmeyi değil; bu milletin hürriyet mührü olan ay yıldızlı al bayrağını hafızalardan ve gökyüzünden tamamen silmeyi hedeflemişti.

    3 yıl, 3 ay ve 24 gün (yaklaşık 40 ay) süren o ağır esaret boyunca işgal kuvvetleri Buca’dan Karşıyaka’ya, Konak’tan Alsancak’a kadar her evi, her sokağı tek tek aradılar.

    Sandıklarda saklanan, gönderlerden indirilen, evlerin başköşelerinde korunan ne kadar al bayrak varsa topladılar, yaktılar, ayaklar altına aldılar.

    Amaç tekti: İzmir’in ufkunda tek bir Türk kırmızısı bırakmamak...

    Ancak işgalcilerin unuttuğu amansız bir gerçek vardı: Bir milletin bayrak sevgisi; kumaştan, göğsündeki inançtan sökülüp atılamazdı.

    İşgalin o zifiri karanlığında İzmir halkı, tarihin en sessiz ama en asil sivil direnişlerinden birini başlattı.

    Pencereler örtüldü, kapılar kilitlendi.

    Gaz lambalarının cılız ışığı altında analar, kızlar ve eli dikiş tutanlar bir araya geldi.

    Düşman gözünden kaçan kırmızı bez parçaları, terzi artıkları, hatta eski fistanların kırmızılıkları sandıklardan çıkarıldı.

    Un çuvallarının altında, evlerin gizli bölmelerinde saklanan o kumaşların üzerine göz nuruyla, dualarla ve gözyaşlarıyla ay ve yıldız nakşedildi.

    Her dikiş bir yemin, her ilmek yaklaşan hürriyetin habercisiydi.

    İzmir, üç yıl boyunca kendi bayrağını kendi elleriyle yoktan var etti ve evlerinde kutsal bir emanet gibi büyüttü.

    9 Eylül 1922 sabahı beklenen an geldiğinde, Türk Ordusu'nun Süvari Kolordusu, Belkahve ve Sabuncubeli hattından İzmir’e doğru bir sel gibi aktı.

    Şanlı süvarilerin nalları dağları döverken, üç yıldır pencerelerin arkasında nefesini tutan şehir adeta bir volkan gibi patladı.

    İşgalciler Kordon boyundan denize dökülürken; Kadifekale’den, damlardan, balkonlardan ve kentin dört bir yanındaki dağların eteklerinden aynı anda on binlerce, yüz binlerce al bayrak dalgalanmaya başladı.

    O sabah İzmir’in dağları ve sokakları, sanki bir gecede al kırmızı gelinciklerle, ay yıldızlı hürriyet çiçekleriyle kaplanmıştı.

    İşte Milli Mücadele’nin zafer abidesi olan İzmir Marşı’ndaki "İzmir’in dağlarında çiçekler açar" dizesi, öylesine söylenmiş edebi bir bahar benzetmesi değildir.

    O çiçekler; Türk kadınının nasırlı elleriyle diktiği, gizlediği ve 9 Eylül sabahı İzmir’in taşında, toprağında ve gökyüzünde dalgalandırdığı şanlı al bayrağımızın ta kendisiydi.

    İzmir Marşı, esaretin zaferle taçlandığı o tarihi anın canlı bir vesikasıdır.

    Bugün ne acıdır ki, tüm dünyanın gıptayla ve saygıyla baktığı bu büyük destanı, Kurtuluş Savaşımızı ve İzmir’in şanlı tarihini gündelik siyasi hesaplara, sığ polemiklere malzeme yapmaya çalışanları izliyoruz.

    Buradan açıkça haykırıyoruz: İzmirimizi ve bayrağımıza ilmek ilmek dokunan o kutsal emeği, bu milletin ortak gururu olan Kurtuluş Savaşımızı kirli siyasi hamlelerinize alet etmeyin!

    O dağlarda açan çiçekler, siyaset üstü bir milletin namusudur.

    O namusa dokunan her el, tarih sahnesinde ve vicdanlarda mahkum olmaktan kurtulamayacaktır.

 

Yorumlar
1 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Atif demirci
09.10.2026 12:12
O çiçekler açar amma o çiçekleri solduranlar elbet tarihın alt sayfalarda kalacaktır her şey özğürlükle başlar özgür olmayan halk ezilmeye mahkumdur
WhatsApp
İhbar Hattı