Kılıçdaroğlu’nun Çifte Standart Çelişkisi
Türkiye’de muhalefet belediyelerine yönelik yargı operasyonları hız kesmeden devam ediyor.
1 Ekim 2026 sabahı Mersin’de düzenlenen şafak baskını, bu sürecin en kritik halkalarından biri oldu.
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı Vahap Seçer ile birlikte Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ve Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer gözaltına alındı.
Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturması kapsamında 38’i belediye personeli olmak üzere toplam 59 kişi hedef alındı. Dosyada 13 ihale ve 63 doğrudan temin alımı inceleme altında.
Ancak tam da bu noktada, CHP'nin kendi içindeki çelişkisi su yüzüne çıkıyor.
Mersin operasyonunun ardından Kemal Kılıçdaroğlu vakit kaybetmeden sahneye çıktı. Vahap Seçer’in Mersinlilerin %60 oyuyla seçilmiş bir büyükşehir belediye başkanı olduğunu vurguladı. Çağrıldığında adliyeye gidip ifade verebilecek bir siyasetçiye şafak baskını yapılmasını sert bir dille eleştirdi.
Tabii ki bu söyledikleri çok doğru.
Tabii ki bu söyledikleri çok doğru.
Peki aynı Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu yargı kıskacına alındığında nasıl bir tutum takınmıştı?
Hatırlayalım. Ekrem İmamoğlu ve çalışma arkadaşları ağır bir hukuki abluka altına alındığında Kılıçdaroğlu güçlü bir tepki göstermek yerine mesafe koymayı tercih etmişti. Süreci sahiplenmek yerine "arınıp gelsinler" söylemiyle meseleye yaklaşmış, İmamoğlu’na yönelik adımları siyasi tutukluluk ekseninde savunmaktan kaçınmıştı.
İşte asıl çelişki tam da buradadır.
Yargının şafak baskını Vahap Seçer’e yapılınca "hukuksuzluk" oluyor da, Ekrem İmamoğlu ve ekibine yönelince neden "arınma süreci" sayılıyor?
Seçmenin iradesi Ekrem İmamoğlu için geçerli değil mi?
Hukuk ve adalet, kişilere ya da kliklere göre esnetilecek esnek kavramlar değildir.
Siyasi aktörlerin sergilediği bu çifte standart, muhalefetin toplumsal inandırıcılığını derinden yaralıyor.
Kendi içindeki hesaplaşmayı ilkesel duruşun önüne koyan bir anlayış, iktidarın yargı imkanlarıyla yürüttüğü baskılara karşı güçlü bir direnç oluşturamaz.
CHP bir yandan "mutlak butlan" kararıyla derinleşen iç krizleriyle boğuşurken, diğer yandan belediyelerine dönük adli operasyonlara karşı durmaya çalışıyor.
Fakat bu savunma hattı, kişiye göre değişen seçici bir dayanışma anlayışıyla samimi kılınamaz.
Seçmen iradesini korumak; sadece siyaseten yakın hissettiklerinize değil, haksızlığa uğrayan herkese amasız ve fakatsız sahip çıkmayı gerektirir.