Kurtuluş: Milli Ekonomik Seferberlik
TÜİK ve Ticaret Bakanlığı verilerine göre, Türkiye'nin ithalatı 2025 yılında yüzde 6,3 artarak 365 milyar 524 milyon dolara ulaştı. Aynı dönemde dış ticaret açığı ise yaklaşık 92 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Türkiye'nin en fazla ithalat yaptığı ülke yine Çin oldu. Çin'den yapılan ithalat, bir önceki yıla göre yüzde 10,3 artarak 49 milyar 576 milyon dolara yükseldi. Böylece Çin'in Türkiye'nin toplam ithalatındaki payı da yüzde 13,6 ile bugüne kadarki en yüksek seviyesine çıktı.
Türkiye, 2025 yılında Çin'e yaklaşık 4,5 milyar dolar ihracat yaparken, buna karşılık yaklaşık 49,6 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi. Başka bir ifadeyle, Çin ile verilen dış ticaret açığı yaklaşık 45 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Bu rakam, Türkiye'nin toplam dış ticaret açığının neredeyse yarısına karşılık geliyor.
2018 yılından bu yana Çin'den yapılan ithalat yüzde 139 arttı. Aynı dönemde Çin'in Türkiye'nin toplam ithalatı içindeki payı da yüzde 9,3'ten yüzde 13,6'ya yükselerek 4,3 puan arttı. Bu tablo, Türkiye'nin Çin'e olan ithalat bağımlılığının her geçen yıl güçlendiğini gösteriyor.
Çin'den yapılan ithalatın önemli bölümünü sanayi üretiminde kullanılan ara malları ile teknoloji ürünleri oluşturuyor. Başlıca ithalat kalemleri şunlar:
· Telefonlar ve haberleşme ekipmanları
· Elektrikli ve elektronik cihazlar
· Bilgisayarlar ve sanayi makineleri
· Demir-çelik ürünleri
· Kimyasal hammaddeler ve tekstil girdileri
· Otomotiv ürünleri ve yedek parçaları
NE YAPMALI?
Bu sürdürülemez tablo, sadece bir dış ticaret sorunu değil, artık milli güvenlik boyutuna ulaşmış bir ekonomik risktir. Önümüzdeki dönemde küresel pazarda daha da agresifleşecek olan Çin yükselişine karşı acilen bir MİLLİ EKONOMİK SEFERBERLİK başlatılmalıdır.
Bu seferberlik kapsamında; Çin'den ithal edilen kritik ara mallarının yerli imkanlarla üretilmesi için stratejik teşvik paketleri açıklanmalı, sanayide hammadde millileştirilmeli ve yüksek teknoloji yatırımlarına "stratejik korumacılık" kalkanı getirilmelidir. Türkiye, üretirken tüketen değil, ürettikçe bağımsızlaşan bir ekonomik modele geçmek zorundadır. Aksi takdirde, büyümemiz başka bir ülkenin refahını finanse etmekten öteye geçemeyecektir.