Siyaset Tarihinin Karanlık İnsanı: Kılıçdaroğlu!..
Küresel sermaye, bizim gibi az gelişmiş ülkelerde kendilerine hizmet edecek unsurları özenle seçer.
Türkiye Cumhuriyeti’nin, 1952 yılında NATO’ya girişi ile başlayan emperyalizmin sömürge ağı içerisinde yer almasıyla, ülkemizi başta siyaset olmak üzere, askeri anlamda günümüze kadar ilmek ilmek dizayn ettiler.
AK Parti iktidarıyla başlayan yeni Türkiye serüveninde, her anlamda hızlı bir şekilde denklemlerin değiştiğini bariz şekilde görüyoruz.
Ülkemiz ciddi anlamda 3 askeri darbe süreci yaşadı. Bu süreçlerin zarar görenleri, bu ülkenin emekçi halkları, demokratları ve devrimcileridir.
15 Temmuz 2016 yılında, orduya sızmış FETÖ’cülerin başarıya ulaşmamış bir garip darbe girişimi sonrasında yine fatura yoksul halka çıkmıştır.
İnsanların kafasında darbe denince akla hep asker postalı gelir.
Öyle darbeler vardır ki, hiç farkına varamazsın. Toplumun bazı kesimlerini illüzyonuna alır.
Adım adım bazı stratejik devlet aygıtları ele geçirilir. Bunların başında, öncelikle yargı ve emniyet birimleri vardır.
Yapılacak darbesel operasyonların bütün alt yapısı oluşturulur. Ardından sadece eyleme geçmek kalır.
CHP’nin yaşadığı darbeyi, Türkiye siyaset tarihinde hiçbir parti yaşamadı. Her ne kadar Kürt siyasi hareketine yönelik baskılar yapılsa da, çözüm süreci, demokrasi, kardeşlik gibi söylemlerle zaman zaman iktidarla uyum içerisinde olunmuştur.
CHP 38. Kurultayı’nda yaşanan değişim ile birlikte, Özgür Özel liderliğinde girdiği 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde birinci parti olarak çıkması, AK Parti’de tehlike çanlarının çalmasına neden oldu.
Tabii ki, gecikmeden Cumhurbaşkanı AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bakanlıklara gerekli talimatı verdi.
AK Parti’nin seçim kaybettiği bölgelerdeki belediyelerin bıraktığı borçların tahsil edilmesi noktasında, CHP’li belediyelerin silkelenmesi talimatını üzerine basa basa verdi.
Asıl zembereğin koptuğu yer, Ekrem İmamoğlu’nun yurt gezilerine başlaması, Cumhurbaşkanı adaylığının ilanı, 15 milyon yurttaşın adaylık için sandıkta oy kullanarak tasdiklemesidir!..
Birgün sonrası malumunuz CHP’ye darbe süreci başlatıldı.
Tabii ki, darbe belediye başkanları ile sınırlı kalmadı.
Asıl önemli mesele CHP’yi darmadağın etmekti. Onun da alt yapısı hazırlanmıştı.
38. Kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu’nun yenilgi hazımsızlığı, o süreçte siyasi kimliği olmayan lümpenler ile, 38. Kurultaya rüşvet ve benzeri iftiralarla davalar açtılar…
Hatay eski Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın açtığı dava sonrası, CHP’nin işgal edilme süreci ilmek ilmek işlendi.
Bir türlü demokratik bir seçim sürecinde yenilgiyi içine sindiremeyen Kemal Kılıçdaroğlu ve aveneleri, AK Parti’yle birlikte CHP’nin yükselişi ve 2024 yerel seçimlerinde birinci parti konumuna gelmesi, çok büyük rahatsızlık verdi.
CHP içerisinde lümpen, meczup tipleri devreye soktular. Başta Cumhurbaşkanı Adayı olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan İmamoğlu olmak üzere, il ilçe belediye başkanları ve 38. Kurultay hakkında, iftiracı ve itirafçıların yalan beyanlarıyla yargı eliyle dizayn başlattılar.
Silivri’de görülen davaya bakıldığında, bir kısım itirafçı olarak beyan verenler itiraflarında vaz geçiyor.
Öyleki, insanları aileleriyle tehdit ederek gözdağı veriyorlar.
Politik inancı, kimliği olmayan hayatı süt liman gören tipler, korku yoluyla yalan yanlış ifade vermeleri sağlanan itirafçılara dönüştürülse de, mahkemede verdikleri ifadeler lime lime dökülmeye başlamıştır…
AK Partinin kendini yaşanan sürecin dışında tutmak için, “biz bu işin dahilinde değiliz” savunması yapıyor ve “CHP’liler kendileri şikayet ediyor, onlar dava açıyor” diyerek, topu taça atmaya çalışıyor.
Yani sürece bakıldığında, CHP’de kurultay yenilgisini içine sindiremeyen ihanet cephesi, AK Parti iş birliği ve küresel sermayenin talimatlarıyla, CHP’nin Cumhuriyet devrimlerinin sonlandırılması için mücadele ediyorlar.
Kemal Kılıçdaroğlu’nu siyasete monte eden şahsiyet, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a aşkını ilan eden, AK Parti’ye küsüp eski yol arkadaşı Doğu Perinçek’in Partisine dönen Ethem Sancak’tır…
Kemal Kılıçdaroğlu, 68 kuşağı mücadelesi süreci içerisinde hiçbir devrimci yapılanma çevresi içinde olmamıştır.
Yani anlayacağınız o ki, daha önceki soy isimi olan “Karabulut” gibi, siyasetin üzerine çökmüştür.
Tabi Kılıçdaroğlu soy isimini, Dersim İsyanı döneminde vali olarak görev yapan, eski Adalet Partili siyasetçi İhsan Sabri Çağlayangil’in vasıtasıyla, aile şeceresinde tahrifatlar yaparak almıştır…
Yani anlayacağınız o ki, Kılıçdaroğlu’nun yaşamı çelişkilerle dolu, hiçbir şekilde sol kültür ile hemhal olmamış bir insan. Bürokratlığının son döneminde başlayan küresel sermaye örgütleri olan TESEV gibi kuruluşların kurucu üyesi olmak gibi bir süreçle, bir karanlık proje olarak siyasette kendine yer bulmuştur.
Tüm karanlık odaklarla birlikte, kendisi gibi proje olan eski CHP genel Başkanı Deniz Baykal’ı, kaset komplosuyla siyasette saf dışı bıraktırarak rüyasında göremeyeceği, CHP genel başkanlı koltuğuna oturmuştur.
Ne yalan söyleyeyim, ilk yıllarında bizde onu halkçı, devrimci havasına soktuk. Hatta Gandi Kemal lakabını taktık. Ne zaman ki, parti kadroları içerisine siyasal islamcı kimliklere sahip insanları dahil etti, o zaman uyandık.
Bende o süreçten sonra bir proje insanı olduğuna kanat getirdim.
Bursa basını olarak CHP genel merkezini ziyaret ettiğimizde, Kılıçdaroğlu ile yapılan toplantı da TESEV kurucusu olduğunu, bu vakfın Saros tarafından fonlandığını sorduğumda kurucusu olmadığını söyledi, ama arşivler yalan söylemez ısrarımla üzerine ayrıldığını söyledi.
Çok iyi bir oportonist, kaypak, inandırıcı, yalan söyleme konusunda uzman bir kimliği olduğunu, yaşadığımız “Mutlak Butlan” sürecinde takındığı tavırla ortaya koymuştur.