Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Sorun CHP Değil, Türkiye'nin Geleceği

Bu yazıyı ne bir partinin taraftarı olarak ne de herhangi bir siyasi aktörün sözcüsü olarak kaleme alıyorum.

Sorun CHP Değil, Türkiye'nin Geleceği
Paylaş:
N

Sorun CHP Değil, Türkiye'nin Geleceği

Bu yazıyı ne bir partinin taraftarı olarak ne de herhangi bir siyasi aktörün sözcüsü olarak kaleme alıyorum. Benim kaygım; bu ülkenin geleceği, gençlerimizin yarınları, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı ve bize emanet edilen demokratik değerlerdir.

Kendimi her şeyden önce Cumhuriyet'e, hukukun üstünlüğüne ve Mustafa Kemal Atatürk'ün akıl ve bilim temelinde yükselttiği çağdaş Türkiye idealine bağlı bir yurttaş olarak görüyorum. Bu nedenle de son iki yıldır yaşanan gelişmeleri dikkatle ve kaygıyla izliyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu partisidir. Bu yönüyle CHP'de yaşanan her gelişme yalnızca o partinin üyelerini değil, Türkiye'nin demokratik hayatını da ilgilendirir. Çünkü güçlü bir demokrasi yalnızca güçlü bir iktidarla değil, aynı zamanda güçlü ve güven veren bir muhalefetle mümkündür.

Ancak yaklaşık iki yıldır CHP'nin gündemini Türkiye'nin sorunlarından çok kendi iç sorunları meşgul ediyor. Liderlik tartışmaları, kurultay polemikleri, mahkeme süreçleri ve son olarak gündeme gelen butlan tartışmaları... Kamuoyu neredeyse her gün yeni bir iç çekişmeye tanıklık ediyor.

Oysa vatandaşın gündemi çok daha farklıdır.

Gençler gelecek kaygısı yaşıyor. Emekliler geçim sıkıntısıyla mücadele ediyor. İş dünyası ekonomik belirsizliklerden etkileniyor. Eğitim sistemi tartışılıyor. Hukuka ve kurumlara duyulan güvenin güçlendirilmesine ihtiyaç duyuluyor. Türkiye'nin konuşması gereken onlarca hayati mesele varken ana muhalefet partisinin kendi içine kapanması, toplumun beklentileriyle örtüşmüyor.

Burada açık konuşmak gerekiyor.

Kemal Kılıçdaroğlu da Özgür Özel de CHP'ye önemli emekler vermiş siyasetçilerdir. Ancak bugün mesele hangi ismin haklı olduğu meselesi değildir. Mesele, ortaya çıkan tablonun Türkiye'ye ne kazandırdığı veya ne kaybettirdiğidir.

Ve görünen gerçek şudur:

Bu kavganın kazananı yoktur.

Kaybedeni ise yalnızca CHP değildir.

Kaybeden, iktidar alternatifi görmek isteyen milyonlarca vatandaş; kaybeden, daha güçlü bir demokrasi bekleyen gençler; kaybeden, Türkiye'nin siyasi rekabet kalitesidir.

Asıl kaygı verici olan ise bu tartışmaların artık yalnızca parti yöneticileri arasında yaşanmıyor olmasıdır. Sosyal medyada her gün biraz daha sertleşen dil, karşılıklı suçlamalar ve nefret söylemleri, aynı siyasi gelenekten gelen insanları adeta birbirine düşman haline getirmektedir. Oysa dün aynı hedefler için mücadele eden insanlar bugün birbirlerini hainlik, teslimiyetçilik veya ihanetle suçlayabilmektedir.

Gelişmelerin sıcaklığı ve siyasetin doğasında bulunan rekabet duygusu içerisinde sağduyu çoğu zaman bir kenara bırakılmakta, akıl ve muhakemenin yerini öfke almaktadır. Unutulmamalıdır ki siyasi görüş ayrılıkları düşmanlık sebebi değil, demokratik olgunluğun doğal sonucudur. Bir partinin mensuplarının birbirlerini rakip gibi görmeleri anlaşılabilir; ancak birbirlerini düşman gibi görmeye başlamaları hem o partinin hem de ülkenin geleceği açısından tehlikeli bir eşiktir.

Daha da önemlisi, bu kısır çekişmenin en büyük faydasını siyasi rakipler elde etmektedir. Muhalefetin kendi içine kapanması, iktidarın işini kolaylaştırmakta; toplumun değişim talebinin ise zayıflamasına neden olmaktadır. Siyasette boşluk kabul etmez. Muhalefetin enerjisini iç mücadelelere harcadığı her gün, Türkiye'nin gerçek sorunlarına ayrılması gereken zaman kaybedilmektedir.

Siyaset bazen mücadele sanatıdır; ancak devlet ve millet söz konusu olduğunda uzlaşabilme olgunluğunu da gerektirir. Büyük liderler yalnızca mücadele etmeyi değil, gerektiğinde ortak paydada buluşmayı da bilirler.

Mustafa Kemal Atatürk'ün siyasi hayatına baktığımızda bunu açıkça görürüz. En zor şartlarda dahi kişisel hesapları değil, milletin ortak çıkarlarını önceleyen bir devlet aklı ortaya koymuştur. Cumhuriyet'in kuruluşunda farklı görüşlerden insanları ortak hedefler etrafında birleştirebilmesi, onun en büyük siyasi başarılarından biridir.

Bugün ihtiyaç duyulan şey de tam olarak budur.

Yeni cepheler açmak değil.

Yeni kırgınlıklar üretmek değil.

Mahkeme salonlarında siyasi üstünlük aramak değil.

İhtiyaç duyulan şey; diyalog, sağduyu ve uzlaşı kültürüdür.

Bugün CHP'nin ihtiyacı yeni bir genel başkan tartışması değil, yeniden birbirini dinleyebilen ve konuşabilen bir siyasi iklimdir. Çünkü diyalogun bittiği yerde yalnızca ayrışma büyür.

Çünkü Türkiye'nin önünde çözülmesi gereken çok daha büyük meseleler vardır. Siyasi aktörler gelir geçer. Genel başkanlar değişir. Kadrolar yenilenir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti kalır. Bu ülkenin gençleri kalır. Bu ülkenin geleceği kalır.

Bu nedenle CHP içindeki tüm tarafların kişisel veya grupsal hesapları bir kenara bırakarak ortak akılda buluşması yalnızca parti açısından değil, Türkiye açısından da önemlidir.

Çünkü mesele artık CHP'nin iç meselesi olmaktan çıkmıştır.

Mesele, Türkiye'nin demokratik geleceğidir.

Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında hepimizin ihtiyacı olan şey daha fazla kutuplaşma değil; daha fazla akıl, daha fazla diyalog ve daha fazla uzlaşıdır.

Bugün sorulması gereken soru şudur:

Kim kazanacak?

Kemal Kılıçdaroğlu mu?

Özgür Özel mi?

Hayır.

Asıl soru şudur:

Türkiye kazanacak mı?

İşte üzerinde düşünmemiz gereken mesele budur.

Çünkü sorun CHP değildir.

Sorun, Türkiye'nin geleceğinin kişisel hesaplara, grup mücadelelerine ve bitmek bilmeyen siyasi çekişmelere kurban edilip edilmeyeceğidir.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı