Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Üç Maymunu Oynatmak İçin Karartılan Ekranlar

14 Ekim 2026 sabahı, saatler 05:15’i gösterirken Türkiye, demokrasisine vurulan yeni bir pranga sesiyle uyandı.

Üç Maymunu Oynatmak İçin Karartılan Ekranlar
Paylaş:
N

Üç Maymunu Oynatmak İçin Karartılan Ekranlar

     14 Ekim 2026 sabahı, saatler 05:15’i gösterirken Türkiye, demokrasisine vurulan yeni bir pranga sesiyle uyandı.

    İstanbul Zeytinburnu’ndaki Halk TV merkez binası, şafak vakti Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele ve KOM ekiplerince ablukaya alındı.

    Çevik kuvvet barikatları sokağı kesti, gazetecilerin kendi kurumlarına girmesi engellendi.

    Saat 06:30 itibarıyla ise milyonların sesi olan bir ekran tamamen karartıldı.

    Gerekçe tanıdık: "Rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma" ve "aklama" iddialarıyla Sulh Ceza Hakimliği kararı üzerinden yönetimin TMSF'ye devredilmesi.

    Peki, bu pervasız hamleyle nereye gidilmek isteniyor?

    Tek adam baskısının bu operasyonu, aslında evrensel bir tiplemenin, "üç maymun"un (görmedim, duymadım, bilmiyorum) tüm topluma zorla dayatılmasından başka bir şey değildir.

    İktidar, kendi çizdiği sınırların dışına çıkan, "gören, duyan ve söyleyen" her mecrayı susturmak niyetinde.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi ihaleleri, BUSTECH şirketi ve MASAK verilerine dayandırılan 30 milyar 352 milyon liralık işlem hacmi iddiaları, bağımsız medyanın şahdamarını kesmek için ustaca kullanılan bir kılıf vazifesi görüyor.

    Bu operasyonun en trajikomik ve acı yanlarından biri ise, muhalefetin kendi içindeki hesaplaşmalarının iktidarın ekmeğine nasıl yağ sürdüğüdür.

    Sadece birkaç gün önce, 9 Ekim 2026’da CHP’nin kayyum olarak atanan Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, muhalif medyayı ve bilhassa Halk TV’yi çok ağır bir dille hedef almıştı.

    Kılıçdaroğlu, Halk TV için "Günün 24 saati yalan haber yapıyorlar" diyerek, kanalın Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu’nun neden Türkiye'ye gelmediğini sorgulamıştı.

    Mahiroğlu ise "butlan lideri" diye seslendiği Kılıçdaroğlu'nu, "bugünün işaret fişeğini ateşlemekle" ve "sinsilikle" suçladı.

    Parti içi "ahlaki arınma" söylemiyle yola çıkan Kılıçdaroğlu'nun, iktidarın sansür operasyonlarına dolaylı yoldan zemin hazırlaması, siyaset tarihine ibretlik bir çelişki olarak geçecektir.

    Bu operasyonun ve ekran karartmanın tam da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı dava için ifade verdiği güne denk gelmesi sıradan bir tesadüf olarak açıklanamaz.

    Muhalefetin en güçlü seslerinden birine yöneltilen yargı sopasının gölgesinde, alternatif medya kanallarının susturulması tam da "üç maymun" metaforunu dayatmaya çalışanların bilinçli bir kurgusudur.

    Acaba Halk TV'ye bu denli hoyratça müdahale edilmesinin ardında, ana muhalefetin içindeki o malum "fon yolsuzluğu" veya "kayıt dışı medya fonlama" iddialarına bulaşmamış, kendi bağımsız duruşunu sergilemiş olması yatıyor olabilir mi?

    Neyse ki toplum ve siyasiler bu karanlık senaryoda üç maymunu oynamayı reddetti.

    Operasyonun hemen ardından muhalefet cephesi tek yürek oldu.

     YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel operasyonu, "diktatörlerin yapacağı bir iş" ve "milyonların izlediği Halk TV'ye çökme" olarak nitelendirirken, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Anayasa'nın "Basın hürdür, sansür edilemez" diyen 28. maddesini hatırlattı.

    Ali Babacan ve Erkan Baş gibi liderler de halkın iradesine ve basına el konulmasına sert tepkiler gösterdiler.

    Sadece siyasiler değil, halk da ekranına sahip çıktı.

    Zeytinburnu'ndaki polis ablukası altındaki bina önünde toplanan vatandaşlar, dijital platformlarda çığ gibi büyüyen #HalkTV ve #BasınÖzgürlüğü etiketleriyle müthiş bir dayanışma sergiledi.

    Basın meslek örgütleri (TGS ve DİSK Basın-İş) bu zorbalığı kabul etmediklerini haykırdı.

    Kanalın Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş’ın kayyum heyetinin beraber çalışma teklifine verdiği "Burada haksız ve hukuksuz bir işlem yapılmaktadır, birlikte iş yapmayı kabul etmemiz mümkün değildir" yanıtı ise, onurlu gazeteciliğin dimdik ayakta duran manifestosudur.

   Sonuç olarak; AKP rejimi bu yargı ve kayyum hamlesiyle, ekonomik kriz ve yolsuzluk gündeminin üstünü örtmek, herkesi sağır ve dilsiz bırakmak istiyor.

   Ancak DEVA Partisi lideri Babacan'ın da dediği gibi, "Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır". Hakikat, kayyumla yok edilemez.

    Görmeyen, duymayan, konuşmayan bir Türkiye yaratma hayali, bu milletin kendi iradesine ve haber alma hakkına sahip çıkmasıyla kursaklarda kalacaktır.

 

Yorumlar
2 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Gökben Güzel
14.10.2026 13:51
Emeğine sağlık,bütün yazdıklarına eksiksiz katılıyorum
İsmail Gündoğdu
14.10.2026 13:47
İktidarlar hep olması gerekeni yapar asıl işini yaomayanlar ve satın alınanlar daima muhalefetdir. Birileri yanarken sözde muhalif liderle üç beş kınama bildirisi yapmaktan öteye gidemez bu ülkenin iktidar problemi yoktur muhalefet sorunu vardır.
WhatsApp
İhbar Hattı