Zaman Dedik Ne Kadar Çabuk Geçti.
Çok kullandığımız bir cümle var. Zamana ayak uyduruyorum.
Biz mi zamana uyuyoruz, zaman mı bize teslim oldu?
Zaman nedir?
Takvimlerdeki 365 gün mü?
Oniki aydan biri mi?
Saatimizdeki rakamlardan ibaret mi?
Doğduğumuz an ile, öldüğümüz an arası mıdır?
Başladığımız bir işin başlangıcı ile sonu arası mıdır?
Yoksa günlük yaşamım köleliği midir zaman?
Yoksa, yaptıklarımıza/yapamadıklarımıza bahane midir?
Zamanı rakamlaştıran biziz.
Uyurken ne de çabuk geçer de, anlayamazsın.
Gurbet yoluna düşersin,
Ne zaman başladı, ne zaman bilemezsin de,
Sevdiklerine dönerken,
Bitmek bilmeyen
Yol mudur, zaman mı?
Güzel filmler, güzel maçlarda
Nasıl bittiğini anlayamazsın.
Ya;
Güzel değilse, sıkıcıysa,
Bitmek bilmez.
Oysa;
Akrep ile yelkovanın gittiği yol aynı,
Çarkın dönüşü aynı,
Dişliler aynı.
Güneşin doğuşu, batışı aynı,
Neden,
Birinin sonu çabuk gelir de,
Diğerinde sonu bir türlü gelmez.
Zaman bizim, insanın
Onu biz tanımladık.
Dünyanın güneşin etrafında dönmesine
Koca bir yıl dedik.
Kendi etrafında döndü dünya,
Kısa bir gün dedik.
Sonra bir de baktık ki,
Koca bir ömür dediğimiz,
Meğerse bir anmış.
Doğumla ölüm arasında.
Zaman dedik ne kadar çabuk geçti.
Bir baktık ki geçmiş yarım asrı ömür
Geçen yarım asır mı?
Yoksa bir ömür mü?
Geçen zaman değil, ömür. Bize bahşedilen. İçinde acı var, tatlı var, vuslat var, hasret var, keder var, zenginlik var, fakirlik var.
O an gelmeden, paylaşalım ömrü.
Şairin dediği gibi;
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.