Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

ABD’nin Otokrasi Onayı ve CHP’nin Yok Edilmesi!..

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Ortadoğu vizyonuna dair yaptığı itiraflar, ülkemizde yapılan "yargısal darbe" ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin içine itildiği mutlak butlan krizi, tesadüfi birer gelişme değil.

ABD’nin Otokrasi Onayı ve CHP’nin Yok Edilmesi!..
Paylaş:
N

ABD’nin Otokrasi Onayı ve CHP’nin Yok Edilmesi!..

Türkiye siyaseti, küresel ölçekte meşruiyet arayan bir otoriterleşme dalgası ile içeride kişisel ihtirasların kurumsal bekayı tehdit ettiği tarihi bir kırılma noktasından geçiyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Ortadoğu vizyonuna dair yaptığı itiraflar, ülkemizde yapılan "yargısal darbe" ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin içine itildiği mutlak butlan krizi, tesadüfi birer gelişme değil.

Bu durum; dışarıda "istikrar" adına otokrasiye verilen yeşil ışığın, içeride muhalefetsiz bir "Tek Adam" rejimi inşa etmek için nasıl bir çaba harcandığı ve daha da acısı, bu tasfiye operasyonuna içeriden nasıl destek sağlandığını gözler önüne seriyor.

Washington’ın bölgeye yönelik yeni dış politika haritasını en çıplak haliyle ifşa eden Tom Barrack, Antalya Diplomasi Forumu’nda Batı’nın "demokrasi ihracı" söylemini tamamen çöpe attı.

Barrack’ın fikri son derece nettir: Bu coğrafyada Batı tarzı kurumlar, kurallar ve çok seslilik işe yaramıyor; işleyen tek model 'hayırsever monarşiler' ya da 'monarşik cumhuriyetler', yani güçlü liderlik rejimleridir.

Bu açıklama, ABD’nin artık Ortadoğu ve Türkiye ekseninde demokratik standartları, insan haklarını veya muhalefetin varlığını bir kriter olarak görmediğinin açık ilanıdır.

Washington için önemli olan, masaya oturduğunda bölgesel pazarlıkları (askeri, ekonomik, lojistik) bürokrasiye ve kurumsal denetime takılmadan, tek bir gecede çözebilecek "tek bir muhatap" bulma arzusudur.

Bu küresel pragmatizm, Türkiye'deki kurumsal demokrasinin altını oyan hamlelere dışarıdan sağlanan en büyük meşruiyet zırhıdır.

Tek Adam Rejimi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Barrack’ın çizdiği bu "küresel gerçekçilik" zeminini iç siyasetteki mutlak hakimiyetini pekiştirmek için kusursuz bir fırsat olarak okuyor.

Batı’dan gelen "bizim için önemli olan kurumlar değil, güçlü liderlerdir" mesajı, içeride muhalefeti sivil ve hukuki alanın dışına itme operasyonlarına muazzam bir konfor alanı sunuyor.

Erdoğan’ın siyasi çıkarı, iktidarını denetleyebilecek, halkın ekonomik buhran karşısındaki öfkesini örgütlü bir güce dönüştürebilecek bir ana muhalefet odağının tamamen yok edilmesini gerektiriyor.

Bu doğrultuda, devlet imkanlarının ve siyasallaştırılmış yargı mekanizmasının sonuna kadar seferber edilmesiyle, CHP’nin seçilmiş yönetimi fiilen felç edilmek isteniyor.

Erdoğan, dışarıda muhatap olduğu “al-ver” dış politika modelini içeride de uygulayarak, karşısında kurumları olan bir parti değil, darmadağın olmuş bir siyasi enkaz bırakmayı hedefliyor.

Özgür Özel  ve Sivil Direniş

Mahkemenin kurultay iptali kararına ve genel merkeze yönelik polis ablukasına karşı, Meclis Grubu üzerinden sivil direnişi örgütleyen Özgür Özel, tabandan gelen delege iradesini ve cumhuriyetin kurumsal demokratik hafızasını savunuyor.

Özel’in duruşu, sadece parti içi bir liderlik mücadelesi değil; Tom Barrack’ın meşrulaştırmaya çalıştığı "Ortadoğu tipi otokrasi" modeline karşı, bu toprakların yüz yıllık demokratik kurumlarını ve siyasetini koruma savaşıdır.

Yargı eliyle yazılan senaryoyu reddeden Özel, meşruiyeti mahkeme koridorlarında değil, sandıkta ve örgütün iradesinde arayan bir sivil barikat kurmaya çabasındadır.

Mağlubiyet Hazımsızlığı

Bu büyük ve tehlikeli denklemin en trajik ve tahrip edici aktörü ise eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

Geçmiş dönemlerde üst üste yaşanan tarihi seçim başarısızlıklarını ve ardından 38. Olağan Kurultay’da tabanın net bir "değişim" iradesiyle sandığa gömdüğü yenilgiyi bir türlü hazmedemeyen Kılıçdaroğlu, kişisel intikam ve hırs sarmalına teslim olmuş durumdadır.

Normal şartlarda her fırsatta "sarayın yargısı" olarak eleştirdiği, Erdoğan’ın siyasallaştırdığı adalet mekanizmasının arkasına sığınan Kılıçdaroğlu; kurultayı iptal eden, seçilmiş yönetimi yok sayan o anti-demokratik yargı kararına sarılarak, partiyi geri alma peşindedir. Bu durum, siyasi ahlak ve muhalif duruş açısından tam bir kırılmadır.

Kılıçdaroğlu, bilerek ya da bilmeyerek(!), kendi koltuğunu geri kazanmak uğruna Erdoğan’ın CHP’yi bölme ve tasfiye etme planına lojistik destek sağlıyor.

İktidarın yargısı eliyle Özgür Özel’i devirme planı, Kılıçdaroğlu’nun hırsıyla birleştiğinde operasyon içeriden tamamlanmış oluyor.

Partiyi mahkeme koridorlarına düşüren, genel merkeze polis girmesine zemin hazırlayan bu kişisel inat, CHP’yi halk nezdinde güvenilmez, kendi içinde kavgalı ve işlevsiz bir yapıya dönüştürüyor.

Kılıçdaroğlu ve ekibinin, delege iradesini hiçe sayarak yargı zoruyla partinin tepesine oturması, CHP’nin asırlık meşruiyetini sıfırlamakta ve partiyi fiili bir yok oluşa doğru sürüklemektedir.

Özetlersek; Tom Barrack’ın "Ortadoğu’ya otokrasi yakışır" tezi dış meşruiyeti, Erdoğan’ın yürütme gücü iç baskıyı üretirken; Kemal Kılıçdaroğlu’nun yenilgi hazımsızlığından beslenen inadı ise bu kuşatmaya içeriden kapıyı açması anlamına gelir.

Bugün CHP’nin karşı karşıya olduğu tehdit sadece bir yönetim değişimi değil, iktidar yargısına sırtını dayayan eski bir liderin ihtirası yüzünden, kurumsal olarak intihar etme riskidir.

Bu inat kırılmadığı sürece, küresel otokrasi vizyonu ülkemizde zaferini ilan edecektir.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı