Değişen Birşey Yok!..
Son günlerde ülkemizin siyasi olarak yaşadıkları tarihimiz boyunca hiç yaşanmadı...
Sizi bilmem ama beni çok yoruyor, yordu...
Karamsar değilim. Mutlaka özlemini duyduğumuz istikrar ve güzel günler gelecek.
Bu yazımda sizinle 2009 yılında yazdığım makalemi paylaşmak istiyorum...
O gün yazdıklarım maalesef bugün de hala geçerli...
İdeoloji Yok, Siyaset Yok...
06 Şubat 2009 Cuma
Ülkemizin siyasi kimliği nerede!..
Hangi parti, hangi çizgide yürüyor!..
CHP'nin, AKP'nin, MHP'nin ve diğer partilerin çizgisi - ideolojisi nedir?..
Bunu hiç düşündünüz mü?
Düşünecek birşey de yok. Çünkü günümüz siyasi partilerinin ne ideolojisi ne de birbirlerini ayıran çizgileri var. Tek ortak noktaları, kendi çıkarları için ele geçirmeye çalıştıkları iktidar koltuğu...
Türkiye siyasetinin yoldan cıkması, daha doğrusu kimliksizleşmesi; 12 Eylül darbesi sonrası kurulan siyasi partilerin tabanlarını sağlıklı oluşturmaması, topluma ve alt kadrolarına ideolojilerini pompalamaması sonucu oluşmuştur.
Peki neden 12 Eylül sonrası böyle bir durum oluştu?
Darbeyle yaşanan ulusal travma, oluşan baskı, sindirme ve korku ortamı siyasi düşüncelerin bireyden bireye ulaşımını bir bıçak gibi kesti. Dayatmayla oluşturulan anayasa ve darbeci askeri yönetimin kalıntılarından kurulan siyasi partiler, ülkemizin büyük rantlarını iktidarın sonsuz ve engelsiz gücüyle, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğini yapılandırmak yerine kendilerini ve şakşakçı çevrelerini ihya yolunda kullanmayı seçmesine eden olmuştur.
Sıkı yönetimle gelen ve ardı arkası kesilmeyen tutuklanmalar, sorgular, hiç bitmeyen tutukluluk halleri, işkenceler ve idamların travması, konuşan ve düşünen toplumu susturmuştur. Bu nedenle, sivil yönetime geçişte politika arenası; siyasetin üretken ve etkin dinomolarının yeni oluşumdan uzak kalmasına sebep olmuştur. Bu uzaklık öylesine büyük boyutlara varmıştır ki, 12 Eylül'ün acısını çekenler, kendilerini soyutlamakla kalmamış, yetişmesinden sorumlu oldukları kendilerinden sonraki kuşağı da bilgisiz ve siyasetten uzak tutmalarına neden olmuştur.
Bu büyük travmanın üzerine, çıkarcı hükümetlerin toplum menfaatinden uzak, hepbendeci tutumu ve dünyayı yöneten kapitalist güçlerin Türkiye üzerinde ki hiç bitmeyen menfaat savaşları da eklenince; sağı da, solu da tek bir çizgi üzerinde oynayan, ideolojiden uzak, içi boş bir siyaset arenası ve kör, bilinçsiz bir toplum yaratılmasına sebep olmuştur.
80'den buyana büyüyerek süre gelen bu siyasi çöküşün bugün hangi boyutlara ulaştığı ortadadır.
Ve işte AB endeksli modern Türkiye'nin şimdiki hali...
İdeolojiden bihaber, kendi kişisel çıkarından başka birşey düşünmeyen, ama kendi menfaat ve geleceğinden bile habersiz bilinçsiz bir toplum...
Çoğulcu olduğu iddiasında, şeriat özlemiyle dolu, dediğim dedik, din istismarı ve rüşvetle oy toplayan bir hükümet.
Siyasi çizgisi karışmış, nerede nasıl hareket edeceğini bilemeyen bir muhalefet.
Hala kavga ortamı yaratarak oy topladığına inanan, yaratıcılık ve yapıcılıktan uzak diğer siyasi partiler.
Ülkemizin siyasi kimliği nerede!..
Hangi parti, hangi çizgide yürüyor!..
CHP'nin, AKP'nin, MHP'nin ve diğer partilerin çizgisi - ideolojisi nedir?..
Bunu hiç düşündünüz mü?
Düşünecek birşey de yok. Çünkü günümüz siyasi partilerinin ne ideolojisi ne de birbirlerini ayıran çizgileri var. Tek ortak noktaları, kendi çıkarları için ele geçirmeye çalıştıkları iktidar koltuğu...
Türkiye siyasetinin yoldan cıkması, daha doğrusu kimliksizleşmesi; 12 Eylül darbesi sonrası kurulan siyasi partilerin tabanlarını sağlıklı oluşturmaması, topluma ve alt kadrolarına ideolojilerini pompalamaması sonucu oluşmuştur.
Peki neden 12 Eylül sonrası böyle bir durum oluştu?
Darbeyle yaşanan ulusal travma, oluşan baskı, sindirme ve korku ortamı siyasi düşüncelerin bireyden bireye ulaşımını bir bıçak gibi kesti. Dayatmayla oluşturulan anayasa ve darbeci askeri yönetimin kalıntılarından kurulan siyasi partiler, ülkemizin büyük rantlarını iktidarın sonsuz ve engelsiz gücüyle, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğini yapılandırmak yerine kendilerini ve şakşakçı çevrelerini ihya yolunda kullanmayı seçmesine eden olmuştur.
Sıkı yönetimle gelen ve ardı arkası kesilmeyen tutuklanmalar, sorgular, hiç bitmeyen tutukluluk halleri, işkenceler ve idamların travması, konuşan ve düşünen toplumu susturmuştur. Bu nedenle, sivil yönetime geçişte politika arenası; siyasetin üretken ve etkin dinomolarının yeni oluşumdan uzak kalmasına sebep olmuştur. Bu uzaklık öylesine büyük boyutlara varmıştır ki, 12 Eylül'ün acısını çekenler, kendilerini soyutlamakla kalmamış, yetişmesinden sorumlu oldukları kendilerinden sonraki kuşağı da bilgisiz ve siyasetten uzak tutmalarına neden olmuştur.
Bu büyük travmanın üzerine, çıkarcı hükümetlerin toplum menfaatinden uzak, hepbendeci tutumu ve dünyayı yöneten kapitalist güçlerin Türkiye üzerinde ki hiç bitmeyen menfaat savaşları da eklenince; sağı da, solu da tek bir çizgi üzerinde oynayan, ideolojiden uzak, içi boş bir siyaset arenası ve kör, bilinçsiz bir toplum yaratılmasına sebep olmuştur.
80'den buyana büyüyerek süre gelen bu siyasi çöküşün bugün hangi boyutlara ulaştığı ortadadır.
Ve işte AB endeksli modern Türkiye'nin şimdiki hali...
İdeolojiden bihaber, kendi kişisel çıkarından başka birşey düşünmeyen, ama kendi menfaat ve geleceğinden bile habersiz bilinçsiz bir toplum...
Çoğulcu olduğu iddiasında, şeriat özlemiyle dolu, dediğim dedik, din istismarı ve rüşvetle oy toplayan bir hükümet.
Siyasi çizgisi karışmış, nerede nasıl hareket edeceğini bilemeyen bir muhalefet.
Hala kavga ortamı yaratarak oy topladığına inanan, yaratıcılık ve yapıcılıktan uzak diğer siyasi partiler.