Fon vurgunu bir kişinin tutuklanmasıyla sınırlı mı?
Türkiye, son yılların dikkat çekici sermaye piyasası soruşturmalarından birini yaşıyor.
Eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya'nın ikinci kez savcılık karşısına çıkmasının ardından tutuklanması, finans dünyasındaki soruşturmanın siyasi boyutunu da gündemin merkezine taşıdı.
Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken konu, eski bir bakanın cezaevine gönderilmesinden ibaret değil.
Asıl mesele, milyarlarca liralık işlemlerin nasıl gerçekleştirildiği, kamuya açıklanmamış bilgilere kimlerin erişebildiği, denetim mekanizmalarının nasıl çalıştığı ve ortaya çıkan zararın kim tarafından karşılanacağıdır.
Çünkü sermaye piyasalarında güven kaybolduğunda zarar yalnızca belli yatırımcılarla sınırlı kalmaz. Finansal sisteme duyulan güven de bundan etkilenir.
163 milyon liradan 2 milyar liraya!
Dosyanın ekonomik büyüklüğü de üzerinde durulmayı hak ediyor.
Kamuoyuna yansıyan verilere göre Kaya çifti, Özata Denizcilik hisselerine toplam yaklaşık 163 milyon lira yatırdı. Hisselerin satışından elde edilen tutar ise yaklaşık 2 milyar 170 milyon liraya ulaştı.
İki rakam arasındaki fark yaklaşık 2 milyar lira!
Üstelik bu işlemlerin birkaç aylık bir dönemde gerçekleştiği belirtiliyor.
Ancak kazanç, diğer yatırımcıların erişemediği özel bilgiler kullanılarak veya fiyatların hukuka aykırı biçimde yönlendirilmesi sonucunda elde edilmişse durum değişir.
Soruşturmanın en dikkat çekici yönlerinden biri de elde edilen kazancın önemli bölümünün iade edilmesi.
Basına yansıyan bilgilere göre Kaya çifti, yaklaşık 1 milyar 860 milyon lirayı TMSF tarafından bildirilen hesaba aktardı.
Peki, para iade edilince olası suç ortadan kalkar mı?
Bu sorunun cevabı, isnat edilen suçların niteliğine ve ilgili mevzuata bağlıdır.
Bu sorunun açıklığa kavuşması, yalnızca ceza soruşturmasının değil, yatırımcıların uğradığı zararların giderilmesine ilişkin sürecin de önemini artırıyor.
Denetleyenlerin de sorgulanması
Soruşturma kapsamında eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül'ün yeniden ifadeye çağrılması ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılması da önemli.
Ayrıca eski Borsa İstanbul Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun'un başka bir aşamada tutuklanmış olması, dosyanın finans sektöründeki üst düzey yöneticileri de kapsadığını gösteriyor.
Burada denetim kurumlarının görev ve sorumlulukları bakımından ciddi sorular doğuyor.
Şüpheli işlemler ne zaman fark edildi?
Denetim kurumları arasında bilgi paylaşımı yeterli miydi?
Riskli işlemlere neden daha önce müdahale edilmedi?
Yetki sahibi kişilerin görevlerini ihmal ettiğine veya yetkilerini kötüye kullandığına ilişkin bulgular var mı?
Bir kişinin cezaevine girmesi yeterli mi?
İşte üzerinde en fazla durulması gereken soru belki de bu.
Milyarlarca liralık işlemlerin araştırıldığı bir dosyada kamuoyunun beklentisi yalnızca tutuklanan kişilerin isimlerini öğrenmek olmamalı.
Hangi işlemlerin hukuka aykırı olduğu, zararların nasıl oluştuğu, hangi denetim yükümlülüklerinin yerine getirildiği ve hangi yaptırımların uygulanacağı da açıklığa kavuşturulmalı.
Çünkü kişilere odaklanıp sistemin işleyişini incelemeyen bir yaklaşım, benzer sorunların yeniden ortaya çıkmasını önlemekte yetersiz kalabilir.
Fatma Betül Sayan Kaya'nın tutuklanması, fon soruşturmasında önemli bir aşamayı temsil ediyor.
Fakat bu karar, soruşturmanın bütün sorularının yanıtlandığı anlamına gelmiyor.
Türkiye'nin ihtiyacı, kişilerin siyasi kimliklerine göre farklılaşan değerlendirmeler değil; suçlamaların delillerle araştırıldığı, savunma hakkının korunduğu ve yargı kararlarının gerekçeleriyle açıklanabildiği bir hukuk düzenidir.
Çünkü mesele yalnızca milyarlarca liranın nereden geldiği ve nereye gittiği değildir.
Mesele, vatandaşın parasını emanet ettiği piyasalara, bu piyasaları denetleyen kurumlara ve gerektiğinde hesap soracak adalet mekanizmasına güvenip güvenemeyeceğidir.
Bir tutuklama soruşturmanın önemli bir aşaması olabilir. Ancak kamuoyunun aradığı cevap, tek bir kişinin tutuklanmasından çok daha büyüktür: Sistem nasıl işledi, nerede aksadı ve benzer bir olayın yeniden yaşanmaması için ne yapılacak?