Devletli beylerde akıl eksilmesin!
Geleceği İnşa Edenler mi,
Faize Teslim Olanlar mı?
Dünyada ülkeler geleceğin yarışını kazanmak için bugün büyük yatırımlar yapıyor. Kimi enerji bağımsızlığını hedefliyor, kimi teknoloji üstünlüğü için kaynak ayırıyor, kimi de sanayisinin yarınını bugünden kuruyor.
Çin’in son dönemde attığı adım bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Ülke, 4 farklı nükleer santralde toplam 8 yeni reaktörü devreye alarak yaklaşık 20 milyon hanenin elektrik ihtiyacını karşılayacak büyük bir enerji kapasitesini hayata geçirdi. Bu sadece bir elektrik üretim yatırımı değil; sanayinin, teknolojinin ve ekonomik bağımsızlığın geleceğine yapılmış stratejik bir hamle.
Peki biz aynı dönemde hangi alana kaynak aktarıyoruz?
Türkiye’nin 2025 yılı bütçe gerçekleşmelerine baktığımızda karşımıza çıkan tablo, ülkenin ekonomik tercihlerini sorgulatacak büyüklükte. Türkiye, yalnızca bir yıl içerisinde borç faiz ödemeleri için 2 trilyon 54 milyar TL kaynak kullandı.
Bu rakamın büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için özellikle altını çizmek gerekiyor: 2025 yılında TL cinsinden ödenen bu faiz tutarını, bugünkü döviz kuru olan 1 dolar = 47,55 TL üzerinden hesapladığımızda yaklaşık 43,2 milyar dolar seviyesinde bir maliyet ortaya çıkıyor.
Yani Türkiye, geleceğin enerjisine, teknolojisine, üretim altyapısına, yüksek katma değerli yatırımlarına ayırabileceği devasa bir kaynağı, geçmişten gelen borçların faiz yükünü karşılamak için kullanıyor.
Elbette bu tablo sadece bir bütçe kalemi değildir. Bu, aynı zamanda bir yönetim anlayışının sonucudur.
İktidar açısından bakıldığında; yıllardır devam eden yüksek borçlanma, dengesiz harcamalar, ekonomik kırılganlıklar, kamu özelleştirmeleri ve finansman tercihleri, kamu kaynaklarının önemli bölümünün faiz ödemelerine yönelmesine neden olmuştur. Üretimi, teknolojiyi ve stratejik yatırımları büyütmek yerine bütçenin önemli bir kısmı geçmiş yüklerin taşınmasına harcanmaktadır.
Muhalefet açısından bakıldığında ise mesele yalnızca iktidarın ekonomi politikalarını eleştirmek değildir. Asıl ihtiyaç; Türkiye’nin enerji, sanayi, teknoloji ve üretim geleceğine dair güçlü, uygulanabilir ve toplumda karşılık bulacak bir kalkınma vizyonunu ortaya koyabilmektir. Sadece mevcut sorunları anlatmak değil, geleceğin Türkiye’sinin nasıl kurulacağını göstermek gerekir.
Ancak muhalefet tarafida maalesef iç kavgalarla darmadağın olmuş bir haldedir.
Bugün geldiğimiz noktada siyasi rekabetin her iki tarafında da eksik kalan temel konu budur:
Türkiye’nin uzun vadeli hedefleri.
Bir ülke ya kaynaklarını geleceği üretmek için kullanır ya da geçmişin maliyetlerini ödemekle zaman kaybeder.
Dünyanın bir tarafında 20 milyon hanenin enerjisini garanti altına alacak yatırımlar yapılırken, diğer tarafta milyarlarca dolar karşılığı kaynak faiz ödemelerine gidiyorsa, burada hepimizin düşünmesi gereken bir tablo vardır.
Dede Korkut’un yüzyıllar öncesinden gelen sözü bugün de anlamını koruyor:
“Gelimli gidimli dünya, son ucu ölümlü dünya... Karşı yatan kara dağlar yıkılmasın, gölgelice kaba ağaç kesilmesin, devletli beylerde akıl eksilmesin...”
Çünkü akıl eksildiğinde yalnızca yönetenler değil, bedelini bütün bir millet öder.