Hele Destur… Bu Ne Bolluk Böyle?
Bazı şarkılar vardır; söylendiği günün sınırlarını aşar, yıllar sonra başka bir sokakta, başka bir sofrada, başka bir dertte yeniden yankılanır. Barış Manço’nun “Dıral Dedemin Düdüğü” de böyledir. İçinde yalnızca bir ezgi değil, bir toplumun vicdanına tutulmuş bir ayna vardır. O aynada bazen zenginliğin şaşkınlığı, bazen yoksulluğun sessizliği, bazen de “dur bakalım” demeyi unutanların telaşı görünür.
Bugün memleketin birçok sofrasında aynı soru dolaşıyor: “Bu ne bolluk böyle?” Fakat bu soru her zaman hayranlıkla sorulmuyor. Kimi zaman şaşkınlıkla, kimi zaman kırgınlıkla, kimi zaman da adalet duygusunun incinen yerinden yükseliyor. Çünkü bolluk, yalnızca birilerinin masasında çoğaldığında değil; toplumun tamamının hayatına yayıldığında anlam kazanır.
‘’Hele Destur…’’
‘’Maşallah bu ne iştah böyle…’’
Bir ülkede kimi insanlar geçim hesabını kuruş kuruş yaparken, kimi çevrelerdeki gösterişli hayatlar doğal karşılanmaya başladığında toplumun vicdanında bir çatlak oluşur. O çatlak büyüdükçe insanların aklına eski bir söz gelir:
“Hele destur…”
‘’Yetim hakkı yemedin mi? Söyle…’’
Destur; sadece bir dur işareti değildir. Bir hatırlatmadır. Emeğe, alın terine, komşunun hakkına, yetimin lokmasına, garibin duasına karşı bir sorumluluk çağrısıdır. Çünkü tarih boyunca hiçbir toplum, sadece sahip olduklarıyla değil, sahip olduklarını nasıl kullandıklarıyla hatırlanmıştır…
Hele Destur…
‘’Helalinden kazandıysan söyle…’’
Bugün yardım kampanyaları, dayanışma çağrıları ve çeşitli sivil girişimler toplumdaki yaraları kapatmaya çalışıyor. Fakat bir toplumun gerçek huzuru yalnızca yardımlarla değil; insanların kendilerini güvende hissettiği, emeğinin karşılığını alabildiği, adalet duygusunun zedelenmediği bir düzenle mümkündür. Yardım elbette değerlidir; ancak asıl mesele, insanların sürekli yardıma ihtiyaç duyduğu bir düzenin neden oluştuğunu sorgulamaktır.
‘’Hele Destur…’’
‘’Maşallah bu ne kudret böyle…’’
Öte yandan siyaset sahnesinde de “destur” kelimesinin hatırlanması gereken zamanlar vardır. İktidarından muhalefetine kadar bütün siyasi yapılar, halkın kendilerine verdiği emaneti unutmamalıdır. Çünkü siyaset, makamların değil insanların hikâyesidir. Halkın derdiyle arasına mesafe koyan her yapı, bir gün o mesafenin hesabını vermek zorunda kalır.
‘’Hele Destur…’’
‘’Zayıfları ezmedin mi söyle…’’
Güç insanı sınar. Para insanı sınar. Makam insanı sınar. Asıl mesele, insanın eline geçen imkânlarla ne yaptığıdır. Sofrasını büyütürken etrafındaki açlığı görmeyenler, bir gün kendi yankılarının içinde kaybolabilir. Çünkü toplumun hafızası güçlüdür; bazen yüksek sesle konuşmaz ama zamanı geldiğinde en gür sesiyle hatırlatır.
‘’Hele Destur…’’
‘’Gözümüz yok Allah daha çok versin…Afiyet şeker olsun…Allah daha iyi etsin…’’
Bugün bize düşen, yalnızca başkasının bolluğuna bakıp öfkelenmek değil; hep birlikte nasıl daha adil bir paylaşım kuracağımızı konuşmaktır. Çünkü bu ülkenin gerçek zenginliği, birkaç kişinin kasasında değil; milyonların yüzündeki huzurdadır.
Ve belki de yıllar öncesinden gelen o eski uyarıyı yeniden duymak gerekir:
‘’Hele destur…’’
‘’Aç gözünü daha vakit erken…’’
Çünkü bir gün, herkes kendi düdüğünün sesini değil; halkın sesini duymak zorunda kalabilir.
Ruhun şad olsun Barış Abi…