Madencilerin Hak Arayışı ve 1 Mayıs
Türkiye maden işçilerinin başlattığı, "ödenmeyen gecikmiş maaşlar, tazminatlar, gasp edilen kıdem hakları ve güvencesiz çalışma koşulları"na karşı yürüyüşleri, toplumsal hafızada derin izler bırakmaya devam ediyor.
Ancak bu süreç, işçi sınıfının öz gücü ile, kurumsal yapıların ataleti arasındaki uçurumu da gözler önüne seriyor.
Nisan ayının ilk haftasından buyana gündemde olan ve Eskişehir Mihalıççık'tan Ankara'ya uzanan maden işçileri direnişi, bağlı bulundukları Bağımsız Maden İşçileri Sendikası dışında maalesef, işçi haklarını koruyup savunmaktan başka bir amacı olmayan "diğer sendikalar neden sessiz kaldı?" sorusunu sorduruyor.
Bu sessizliğe tepkilerin büyümesiyle, nihayet Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu destek verdi. Ne mutlu!..
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde madencilerin alacaklarının bir kısmının yatırıldığını açıkladı nedense. Sanırım maden sahibinin AKP milletvekili olmasından dolayı kendilerini sorumlu (!) hissettiler.
Maden işçilerinin Ankara’ya doğru attığı her adım siyasi bir basınç oluşturdu.
Madenciler, "yerin altından sesimizi duymayanlara, yerin üstünde kendimizi göstereceğiz" diyerek, "hak ediş" ve "tazminat" kavramının, lutuf değil hak olduğunu ülke gündemine taşıyarak çok ciddi bir farkındalık yarattılar.
Siyasi iktidar, toplumun her kesiminden gelen destek dalgası karşısında somut adımlar atmak ve ödeme takvimleri oluşturmak zorunda kaldı.
Madenciler, en ağır şartlarda çalışan işçilerin, bir araya geldiğinde neleri değiştirebileceğini göstererek, diğer sektörlerdeki işçilere de ilham kaynağı oldu.
***
Maden işçileri yollarda direnirken, büyük işçi konfederasyonlarının ve yetkili sendikaların sessizliği ya da cılız desteği dikkat çekiciydi. Bu "etkisizlik" tablosunun ardında birkaç temel neden yatıyor.
Sendikalar zamanla işçiden kopuk, profesyonel yöneticilerin idare ettiği kurumlara dönüştü. İşçinin tabandan gelen öfkesi, sendika yönetimlerinin "düzen korumacı" tavrıyla çelişiyor.
Birçok sendika, siyasi partilerle veya devlet mekanizmalarıyla olan yakın ilişkileri nedeniyle "denge gözetmek" zorunda kalıyor. Bu durum, radikal hak arayışlarının önünü kesen bir frene dönüşüyor.
Grev yasakları, yetki itirazları ve sendikasızlaştırma politikaları, sendikaları sadece şekilsel olarak toplu iş sözleşmesi imzalayan, ama eylem kapasitesi felç edilmiş yapılara dönüştürdü.
1 Mayıs ve Madenci Direnişi
1 Mayıs İşçi Bayramı, maden işçilerinin direnişçi ruhu ile, kutlamaların rengini belirleyecek en önemli unsur haline geldi.
1 Mayıs, bu yıl sadece bir kutlama değil, madencilerin ödenmeyen hakları nezdinde tüm işçi sınıfının "gasp edilen haklar"ına karşı bir direnişe dönüşecek.
Sendikaların sessizliğine karşı madencilerin yarattığı, "Bağımsız Sendikacılık" veya "Taban Hareketi", 1 Mayıs meydanlarında kurumsal yapılardan ziyade, doğrudan işçinin sesinin yükselmesini sağlayacak.
Madenciler bize sendikaların sustuğu yerde bizzat işçinin konuşacağını gösterdi.
Bu direniş, 1 Mayıs’ı statik bir bayram olmaktan çıkarıp, yaşayan bir hak mücadelesine dönüştürme potansiyeline sahip.
"Hak, hukuk ve adalet" ekseninde, sesini ve tepkisini duyurmak isteyen herkes, 1 Mayıs'ta meydanlardaki yerini almalıdır.