"Mutlak Butlan" Davası ve İstanbul Hamlesi
Türkiye’de ana muhalefet partisi olan CHP, bugün sadece siyasi rakipleriyle değil, kendi geçmişi ve yargı eliyle kurgulanan bir "meşruiyet kriziyle" savaşıyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun "emaneti geri alma" arzusu ile yargının "siyasi dizayn" iştahı aynı noktada kesişiyor.
Hukukta bir işlemin baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelen "Mutlak Butlan" (hukuken yok sayılma) kavramı, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nı hedef alıyor.
Eğer mahkeme kurultayın "yok hükmünde" olduğuna karar verirse, Özgür Özel’in genel başkanlığı ve PM kararları hukuken çökecek. Bu durum, partiyi bir anda Kasım 2023 öncesine, yani Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olduğu döneme taşıyacak.
Bu dava, partiyi bir "hukuk labirentine" sokarak enerjisini dışarıya değil, kendi meşruiyetini kanıtlamaya harcamasına neden oluyor.
İstanbul Kalesi’ne "Kayyum" Müdahalesi
Özgür Çelik yönetimindeki İstanbul İl Başkanlığı’na mahkeme kararıyla Gürsel Tekin ve ekibinin "kayyum" (çağrı heyeti) olarak atanması, bu mühendisliğin en somut ve sert adımı.
İstanbul, CHP’nin hem mali hem de insan kaynağı açısından kalbidir.
Bu hamleyle, Genel Merkez'in sahadaki en güçlü kolu olan İstanbul örgütünün operasyonel gücü felç edilmek isteniyor.
Atanan heyetin partinin eski isimlerinden oluşması, tabanda "yönetim değişimi" talebiyle "yargı darbesi" arasındaki çizgiyi bulanıklaştırmayı amaçlayan bir hamle.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun "Mutlak Hakimiyet" Çabası
Kılıçdaroğlu’nun süreci "partiyi aslına döndürme" söylemiyle yürütmesi, bu hukuki süreçlerin siyasi yakıtını oluşturuyor.
Kılıçdaroğlu, partinin bugün girdiği "savrulmayı" ve maruz kaldığı baskıları, kendi dönemindeki imajıyla kıyaslatarak delege bazında bir konsolidasyon sağlamaya çalışıyor.
Kılıçdaroğlu’nun bu hakimiyet çabası, iktidarın "muhalefeti içeriden bölme" stratejisiyle sinerji yaratıyor. Bu durum, CHP seçmeninde büyük bir hayal kırıklığına ve "sandığa küsme" riskine yol açıyor.
Yaşanan bu süreç, CHP’yi bir "idari felce" sürükleyebilir:
Eğer genel başkanın kim olduğu mahkeme kapılarında tartışılıyorsa, cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi imkansız hale gelir.
"Kendi delegesini ve il başkanını mahkeme koridorlarında kaybeden bir yapı, ülkeyi nasıl yönetecek?" algısı güçlenir.
Muhalefetin 2028'e kadar mahkemelerde "kim genel başkan?" kavgasını vermesi, iktidar için rakipsiz bir oyun alanı demektir.
CHP üzerindeki bu "mutlak butlan" ve "kayyum" baskısı, partiyi bir demokratik alternatif olmaktan çıkarıp, bir hukuk davası dosyasına dönüştürme çabasıdır.
Kılıçdaroğlu’nun hakimiyet çabası ise bu ateşe odun taşıması anlamına gelir.
Bu hukuki düğüm, sahada bir "demokrasi isyanı”na mı dönüşür, yoksa CHP'yi parçalı ve etkisiz bir yapıya mı döndürür?
Oyunu iyi kurmak lazım…