2026 yılının nisan ayındayız ve Türk siyaseti, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üzerinden yürütülen oldukça karmaşık bir "siyasi mühendislik" sürecinin tam merkezinde yer alıyor. 2024 yerel seçimlerinden bu yana ivme kazanan ana muhalefet, bugün sadece sandıkla değil; yargısal, idari ve medyatik bir kuşatma hattıyla karşı karşıya.
Türkiye’de siyasetin parametreleri artık sadece meydanlarda değil, adliye koridorlarında ve strateji merkezlerinde yeniden kurgulanıyor. CHP, bir yandan 2028 (veya olası bir 2026 sonbahar erken seçimi) vizyonuyla iktidar yürüyüşünü sürdürmeye çalışırken, diğer yandan sistemin tüm "savunma mekanizmalarıyla" test ediliyor.
Hukuk Bir Sopa mı, Tasarım Aracı mı?
Bugün CHP üzerindeki baskıyı "mutlak" kılan temel unsur, hukukun siyaseti dizayn etmek için bir enstrüman olarak kullanılmasıdır.
Başta Ekrem İmamoğlu’na yönelik "siyasi yasak" dosyaları ve büyükşehir belediye başkanlarına açılan yolsuzluk/terör soruşturmaları, CHP’nin elindeki en güçlü figürleri oyun dışı bırakma amacı taşıyor.
2025'in sonundan itibaren yoğunlaşan bu süreç, partiyi sürekli bir "savunma refleksi" içine hapsediyor.
Belediyelerin yetkilerinin tırpanlanması ve SGK borçları üzerinden yürütülen mali baskı, CHP’nin "sosyal belediyecilik" başarısını gölgelemeyi ve seçmen nezdinde "hizmet üretemeyen parti" algısı yaratmayı hedefliyor.
Yaşanan süreç, sadece bir "yıldırma" operasyonu değil; aksine ince işlenmiş bir siyasi mühendislik projesidir. Bu projenin üç temel saçayağı bulunuyor.
1 Genel merkez ile belediye başkanları (Özel-İmamoğlu-Yavaş üçgeni) arasında yapay rekabet alanları yaratarak partiyi içeriden bölmek.
2 CHP’yi "marjinalleşme" veya "terörle iltisak" parantezine alarak, sağ-muhafazakar seçmenin ve diğer muhalif partilerin CHP ile yan yana gelmesini engellemek.
3 İktidarın, karşısında görmek istediği aday profilini baskı araçlarıyla şekillendirmek.
Bu çapta bir mühendisliğin iki zıt yöne savrulma potansiyeli var:
Ters Tepme Etkisi: Tarihsel olarak Türk seçmeni, "aşırı baskı" gördüğü aktöre yönelme eğilimindedir. Eğer CHP, bu baskıyı halkın ekmek davasıyla içinde bulunduğumuz ekonomik krizle birleştirebilirse, mühendislik çabaları halkta büyük bir demokratik tepkiye dönüşebilir. Bu durum, muhalefetin %60’lara varan bir "demokrasi bloku" oluşturmasına yol açabilir.
Parçalanma ve Enerji Kaybı: Eğer siyasi mühendislik, CHP içindeki liderlik tartışmalarını kalıcı bir çatışmaya dönüştürebilirse; parti enerjisini halka umut vermek yerine kendi iç disiplinini sağlamaya harcar. Bu da kararsız seçmenin "bunlar daha kendi içlerinde anlaşamıyor" diyerek mevcut statükoya razı gelmesiyle sonuçlanır
***
2026 yılı, Türkiye için sadece bir takvim yaprağı değil; siyasetin "mühendislik mi yoksa sosyoloji mi" tarafından yönetileceğinin karar yılıdır. CHP’nin bu kuşatmayı aşabilmesi, kendi içindeki çok sesliliği bir zafiyet değil, bir "koalisyon yeteneği" olarak pazarlayabilmesine ve baskılara "hukuksal savunma" yerine "toplumsal bir itiraz"la yanıt vermesine bağlıdır.
Siyasi mühendisliğin en büyük düşmanı, mühendislerin hesap edemediği "toplumsal dip dalgadır".
Önümüzdeki süreçte bu dalganın kıyıya mı vuracağı, yoksa mühendislik barajlarına mı çarpacağıdır.