Meclis ile Söğütözü Arasında Bölünen Meşruiyet
Türk siyasi tarihi, parti içi güç savaşlarının ve liderlik mücadelelerinin pek çok çalkantılı örneğine sahne olmuştur; ancak 9 Haziran 2026, ana muhalefet partisinin aynı saatte, iki farklı odakta ve iki ayrı liderlikle grup toplantısı yaptığı "eşi benzeri görülmemiş" bir gün olarak kayıtlara geçti.
Günün ilk kırılma noktası, parlamento içi tartışmalardan önce TBMM’nin Dikmen ve Ayrancı kapılarında yaşandı. Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel taraftarlarının sabahın erken saatlerinden itibaren Meclis önünde yoğunlaşmasıyla başladı.
Sürecin ilk hamlesi, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’tan geldi. Kapılardaki yığılmayı ve potansiyel çatışma riskini gerekçe gösteren Kurtulmuş, ani bir kararla Meclis’e "güvenlik amaçlı ziyaretçi yasağı" getirdi. Bu karar, Meclis kampüsü içinde yaşanabilecek kitlesel bir gövde gösterisinin önünü kurumsal bir barajla kesmiş oldu.
Ziyaretçi yasağının getirdiği tıkanıklığı siyasi bir manevraya çeviren Özgür Özel, Meclis kapısına çıkarak dışarıda kalan kalabalığa seslendi. Yaşanan krizi dışsal bir müdahale olarak konumlandırmayı seçen Özel’in, kitleye hitaben sarf ettiği "Darbeyi TBMM’nin önünde püskürttünüz" ifadesi dikkat çekiciydi.
Bu hamle hem taraftarları konsolide etti hem de Meclis önündeki gerilimin kontrolsüz biçimde büyümesini engelleyerek Kılıçdaroğlu destekçilerinin rotayı Genel Merkez’e çevirmesine zemin hazırladı.
Meşruiyet Savunması ve "26 Temmuz" Eşiği
Meclis içindeki resmi grup salonunda kürsüye çıkan Özgür Özel, doğrudan doğruya partinin kurumsal meşruiyet zeminini korumaya odaklanan sert ve yapısal bir konuşma yaptı.
Kılıçdaroğlu kanadından gelen "grup başkanlığı iptali" hamlelerine doğrudan yanıt veren Özel, "atanmış-seçilmiş" ayrımı üzerinden, "O kürsüyü seçilmiş değil, atanmış birisine bırakmamız mümkün değildir." söylemini yaptı.
Konuşmanın en çarpıcı ve partinin geleceğini tehdit eden yaklaşan hukuki takvimdi.
Özel, CHP’nin 26 Temmuz 2026 tarihine kadar kurultaya gitmemesi durumunda, yasal olarak seçime girememe riskiyle karşı karşıya kalabileceğini açıkça telaffuz etti.
Bu çıkış, parti içi yarışın salt bir koltuk mücadelesi olmaktan çıktığını, partinin hukuki varlığını koruma zeminine çekildiğini gösteriyordu. Özel, bu ağır siyasi tonu, tam bir yıl önce vefat eden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’i anarak tamamladı.
TBMM’deki resmi toplantıya katılmayan Kılıçdaroğlu ise Söğütözü'ndeki Genel Merkez binasını adeta alternatif bir parlamento grubuna dönüştürdü.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın açıklamalarını da referans göstererek partilileri Genel Merkez’e çağıran Kılıçdaroğlu’nun stratejisi, mevcut yönetimi ahlaki ve ideolojik olarak boşa düşürme üzerine kuruluydu.
Kılıçdaroğlu, partinin tarihsel köklerine ve devlet kurucu kimliğine atıfta bulunarak, "Temiz siyaset yapacağız. Kirli olanların tamamının işine son vereceğiz. Kurultaydan önce arınma şart" sözleriyle mevcut yönetime karşı açık bir tasfiye ve "arınma" hareketi başlattığını ilan etti.
Ancak günün en ağır ve siyaset kulislerinde uzun süre tartışılacak ithamı, Kılıçdaroğlu’nun mevcut CHP yönetimini "topyekûn halk ayaklanması çığırtkanlığı" yapmakla suçlaması oldu.
Bu tür hamlelerin partinin öz evlatlarını karşı karşıya getireceğini belirten Kılıçdaroğlu, sürecin "dış müdahale heveslilerine zemin hazırlayacağını" iddia etti.
Bu söylem, parti içi muhalefetin dozunun artık sadece tüzük tartışmalarıyla sınırlı kalmayıp, "rejim ve devlet güvenliği" eksenine taşındığının en somut göstergesi oldu.
Hukuk mu, Delege mi?
9 Haziran’da yaşananlar, CHP’nin kurumsal hafızasında 1970'li yıllardaki Bülent Ecevit - İsmet İnönü çekişmesinden çok daha karmaşık ve yapısal bir "çift başlılık" dönemine girildiğini tescilledi.
Karşılıklı olarak "hükümsüzlük" iddialarının havada uçuştuğu, meşruiyetin sokakta ve salonlarda ikiye bölündüğü bu tablonun ardından gözler, tarafların stratejik hamlelerini netleştireceği 11 Haziran tarihine kilitlenmiş durumda.
CHP için siyasetin ana arteri, artık yalnızca kürsü konuşmalarından ibaret değil; süreç bundan sonra mahkeme salonları, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın incelemeleri, YSK kararları ve kurultay delegelerinin hassas dengeleri üzerinden şekillenecek.