Milletin Kalbindekini Silemezsiniz
Yıllardır bir parçalama, silme ve unutturma stratejisi izleniyor.
Kamu kurumlarının tabelalarından "T.C." ibaresini söken idari kararlarla başlayan süreç; ilköğretim okullarından Öğrenci Andı’nın kaldırılmasıyla, Devlet Nişanları’ndan Atatürk kabartmasının çıkarılmasıyla tırmandırıldı.
Milli Mücadele’nin tarihsel hakikati, "Sultan Vahdettin’in gizli görevi" yalanlarıyla altüst edilmek istendi; Çanakkale’den Sakarya’ya, Amasya Genelgesi’nden Büyük Taarruz’a uzanan o destansı Kurtuluş Savaşı’nın Başkomutanı ve askeri dehası Mustafa Kemal Atatürk, ders kitaplarında ve kamu yayıncılığında ikincil bir figür gibi gösterilmeye çalışıldı.
Hutbelerde ve milli günlere denk gelen mevlid-i şeriflerde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından kurucu önderin isminin anılmaması kurumsal bir sansüre dönüştürüldü.
Stadyum ve meydanlardaki milli bayram coşkusu kapalı salonlara hapsedilmek istendi.
"Atatürk" adını taşıyan stadyumlar yıkılırken yeni tesislere başka isimler verildi, cumhuriyetin simgelerinden Atatürk Havalimanı işlevsizleştirildi.
Çeşitli bahaneler, mazeretler ve kısıtlamalarla milli bayramların içi boşaltılmaya, toplumsal bellek silinmeye çalışıldı.
Ancak masa başında kurgulanan mühendislik hesapları ile tarihsel gerçekler ve milletin vicdanı arasındaki uçurum dün bir kez daha bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı.
Dün, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Türkiye’nin 81 ilinde, ilçelerinde, köy ve mahallelerinde yaşananlar, cumhuriyet değerlerini ve Atatürk’ü yok sayma çabalarına karşı verilmiş en tarihi, en kitlesel ve en net cevaptır.
Ellerinde ay-yıldızlı bayraklarıyla meydanlara dökülen, sokakları gelincik tarlasına çeviren, yediden yetmişe Anıtkabir’e ve cumhuriyet meydanlarına akın eden milyonlar; kurumsal tecrit hamlelerini ve sönükleştirme gayretlerini tek bir günde hükümsüz kılmıştır.
Milli Mücadele, idari kararnamelerle veya revizyonist tarih masallarıyla yeniden yazılamaz. Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a attığı adım, işgal altındaki bir milletin bağımsızlık ve egemenlik iradesini organize eden stratejik bir liderlik hamlesidir.
Bu tarihi hakikati hutbelerden çıkarmak, tören protokollerinden esirgemek veya tabela değişiklikleriyle gizlemek mümkün değildir.
Dünkü görkemli kutlamalar gösterdi ki; Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet, bir devlet kurumunun resmi mevzuatına ya da protokol listelerine sıkıştırılamayacak kadar derin bir toplumsal mutabakattır.
Bu millet, egemenliğini saraydan alıp halka veren iradeye, vatanı işgalden kurtaran kurucu kadroya ve laik, demokratik cumhuriyetin devrimlerine pazarlıksız bağlıdır.
Sözde unutturma ve değersizleştirme çabaları, aksine toplumsal bilinci daha da biledi; cumhuriyet fikrini ve Atatürk sevgisini bu topraklara daha da köklü biçimde kazıdı.
Resmi dairelerden T.C. ibaresini sökseniz de, hutbelerde adını anmasanız da, bu milletin kalbinden Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasını silmeye gücünüz yetmez.
Dün meydanları dolduran o devasa irade, Cumhuriyet’in sonsuza kadar yaşayacağının ve kurucusuna olan minnet borcunu asla unutmayacağının en somut kanıtıdır.