Tanju Özcan’dan Hiciv Dolu Savunma...
Siyasetin hukuka, hukukun ise siyasete bu denli karıştığı dönemlerde mahkeme salonları sadece bir yargılama mekanı olmaktan çıkar; birer toplumsal aynaya dönüşür.
Tutuklu Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın yargılandığı davada son savunmasını ince mizah ve hicivle tamamlaması, tam da bu durumun somut bir tezahürüdür.
Özcan savunmasını, "Serbest kalmak istiyorum. Oğluma kız istemek istiyorum. Suya sabuna dokunmadan evdeki kedi gibi oturacağım. İsterse Öcalan'ı çıkarsınlar, isterlerse mültecileri doldursunlar umurumda değil. Evimde kedi gibi hiçbir şeye karışmadan oturacağım" sözleriyle tamamlaması mizahi bir seslenişin zirvesidir.
Özcan'ın SEGBİS aracılığıyla katıldığı duruşmada bu ironik çıkışı, bireysel bir savunmanın ötesine geçerek mevcut siyasi iklimin trajikomik bir özeti niteliğindedir.
Gelişmiş demokrasilerde adalet mekanizması, iktidarın veya siyasi dengelerin gölgesinden uzak, bağımsız ve tarafsız bir işleyişe sahiptir. Oysa muhalif siyasetçilerin kendilerini sıkça hakim karşısında bulması, yargının siyasallaştığı yönündeki kaygıları derinleştirir.
Yargının üzerindeki bu gölge, adalete olan toplumsal güveni sarsmakla kalmayıp, muhalefetin alanını daraltan bir baskı aracına dönüştürür.
Böyle bir atmosferde Tanju Özcan’ın savunmasında hicve başvurması, basit bir polemik tercih değildir.
Tarihten bu yana ironi ve mizah, baskının arttığı, kelimelerin kalıplara sokulduğu ve hukuki mantığın zorlandığı dönemlerde gerçeği haykırmanın en etkili yolu olmuştur.
Özcan, mizahi üslubuyla bir bakıma mahkeme kürsüsüne değil, kararların arkasındaki zihniyete bir ayna tutmuştur.
Ciddi iddiaların ve hukuki süreçlerin absürt birer tiyatroya dönüştüğü hissini, yine o absürtlüğü hicvederek görünür kılmıştır.
Muhalif siyasetçilerin üzerine kurulan yargısal baskı, kısa vadede iktidar lehine bir alan açıyor gibi görünse de uzun vadede devlet organlarının meşruiyetini zedeler.
Hukukun üstünlüğü ilkesi bir kez zedelendiğinde, bu durumdan sadece sanık sandalyesindekiler değil, tüm toplum zarar görür.
Bir ülkenin yerel yöneticilerinin projeleri ve hizmetleriyle değil, mahkeme koridorlarında ki savunmalarıyla gündeme gelmesi, siyasetin ve yargının geldiği noktayı açıkça göstermektedir.
Hiciv, adalet karşısında çaresiz kalanların son sığınağı olmamalıdır…