Özgür Özel dikkat, 2023 seçimleri de garantiydi!
Türkiye siyaseti, tarihinin en keskin virajlarından birine giriyor.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun "kesin zafer" vaadiyle girdiği 2023 seçimlerinden bugün Özgür Özel’in "2027 erken seçim" sinyallerine uzanan bu süreç, CHP tabanını tedirgin ediyor.
Her şey, Mayıs 2023’te Kılıçdaroğlu’nun kurduğu "Millet İttifakı" ve "Halil İbrahim Sofrası" stratejisinin sandıkta karşılık bulmamasıyla başladı.
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ı demokratik yollarla mağlup edeceğine öylesine emindi ki, yenilgi sonrası CHP tabanında oluşan duygusal kopuş, partinin genetik kodlarını değiştirdi.
Bu mağlubiyet, sadece bir seçim kaybı değil, "aynı yöntemle farklı sonuç bekleme" devrinin de sonu oldu.
Değişimin getirdiği birincilik
Kasım 2023’te gerçekleşen kurultay, bir nöbet değişiminden fazlasıydı.
Özgür Özel liderliğindeki "Değişimciler", 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Türkiye’ye bambaşka bir tablo sundu. CHP, 47 yıl sonra ilk kez birinci parti konumuna yükseldi.
Bu zafer, tabana şu mesajı verdi: “Biz kazanabiliriz, ama doğru bir stratejiyle"
***
Bugün tartıştığımız, 2026 mı, 2027 mi? sorusunun temelinde Anayasa’nın 116. maddesi yatıyor.
Mevcut yasaya göre Recep Tayyip Erdoğan’ın görev süresi iki dönemle sınırlı ve bu süre 2028’de doluyor. Erdoğan’ın bir kez daha aday olabilmesinin tek yasal yolu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 360 milletvekiliyle seçimlerin yenilenmesine karar vermesi.
2026 sözünden, 2027 pazarlığına
Özgür Özel, genel başkanlığının ilk döneminde seçmene: "Seçimin üzerinden 2,5 yıl geçince (Kasım 2026) gelin, sandığı kuralım. Ama 2027’ye bırakırsanız bu bir erken seçim değil, Erdoğan’a bir dönem daha hediye etmektir. O zaman biz yokuz!" sözünü vermişti.
Ancak, içinde bulunduğumuz Mayıs 2026 itibarıyla söylemde bir esneme gözlemliyoruz.
Neden?
***
İktidarın enflasyon düşecek vaatlerinin 2026’da gerçekleşmemesi, muhalefetin 2027’yi halkın öfkesinin zirve yapacağı "final yılı" olarak görmesine neden oluyor.
Erdoğan’ın 2026’daki erken seçimi reddetmesi karşısında, CHP, "ya 2027’de erken seçim yapıp Erdoğan’ı sandıkta yeneriz, ya da 2028’e kadar bu krizle devam ederiz" ikilemiyle karşı karşıya kalıyor.
CHP tabanının en büyük endişesi, 2027’de yapılacak bir erken seçimin Erdoğan’a hukuken 3. (aslında fiilen 4.) kez adaylık yolunu açacak olmasıdır.
Özgür Özel’in 2026 tarihindeki ısrarını, 2027’ye kaydırması bazı çevrelerce, "verilen sözden geri adım" olarak nitelendirilse de, parti kurmayları bunu "iktidarı en zayıf anında yakalama stratejisi" olarak savunuyor.
Tarih değil, sonuç önemli
Bugün CHP seçmeni için asıl soru şudur.
Erdoğan’ın aday olamayacağı 2028’i beklemek mi daha riskli, yoksa 2027’de onu bir kez daha aday yapıp sandıkta tasfiye etmeye çalışmak mı?
Özgür Özel’in önündeki en büyük sınav, 2026 yılı için kararlı duruşunu 2027'de koruyup koruyamayacağı.
CHP tabanı, artık sadece "kazanacağız" cümlesini değil, bu zaferin anayasal boşluklara kurban etmeden nasıl inşa edileceğini bilmek istiyor.
Derin sevgilerimle.
Sağlığı elverişli olduktan sonra hangi anayasa Erdoğan'ın 2028'de aday olamayacağını garanti edebilir?!
Parti emekçilerinin ve umumi halkın bütün umudunu seçim kazanmaya bağlamak asıl risktir. Çünkü, Türkiye'de seçimlerin demokratik zeminde anayasa ile düzenlenmiş eşitlik ve şeffaflık teamüllerine göre yapıldığı şüphelidir.
Her türlü faşizmin at koşturduğu anti demokratik bir zeminde, bütün umudu demokratik seçimin sonucuna bağlamak saflık olur. Bu koşullarda demokratik bir seçimin yapılabileceğine inanmak da saflık olur...
Ne yapmalı?
Parti mevcut iktidarın düştüğü her gayrimeşru zemini (küçük büyük demeden) değerlendirmeli ve o zemindek her mağdur yurttaşı sadece sandığın seçmeni değil, Cumhuriyeti yeniden inşa etmenin bir emekçisine dönüştürmeyi hedeflemelidir.
Nerede feryat varsa partinin gençlik ve kadın kolları orada kamu vicdanının ete kemiğe bürünmüş hali olarak peydah olmalıdır.
Mesela, Rojin Kabaiş'in babası, bu düzeni değiştirmek ve "kimsesizlerin kimsesi" dediğimiz Cumhuriyeti yeniden tesis etmek için savaşacak bütün gerekçelere sahiptir.
Diktatör yerinde durduğu sürece O, ne kızının katilini bulabilir ne de suçlular tam cezaya çarptırılabilir! O baba, artık yalnızca bir birey değil kamu vicdanıdır. Onu örgütleyen kamu vicdanını örgütlemiş olur. Minguzzi'de öyle, benzer adaletsizlik mağdurlarıda..! öldürülen kadınların aileleri de öyle çocukları da öyle...
KYK yurtlarındaki olaylarda öyle... Sapıklar ve yurt müdürleri karşı mahallede, kızlar bu mahallede kalabiliyorsa kamu vicdanını örgütlemiş olursunuz. Yine; Rojin Kabaiş'in cesedinden çıkan DNA'ların kim olduğu açıkça yargıya teslim edilmeden dağılmamak üzere, rektörlüğün önünde de emniyet müdürlüğü'nün önünde de valiliğin önünde de kararlı ve geniş katılımlı oturma eylemleri, çadır kurma eylemleri yapılmalı, mağdurlar bizim mahallede, katiller karşı mahallede kalmalı... Bu diktatörlük ve çeteleşme ile ilgili malzeme çok ama işleyen görmedik!
Yukarıda kastedilen anayasal boşluktan çok daha derin ve vahim çok durum var ortada.
Olası her seçimin bütün memurlarının Erdoğan'ın emrinde olması ve yasa uygulayıcıların da Erdoğan'ın emrinde olmasıda olası seçimin handikaplarından....
Seçimle ilgili Erdoğan'ın herhangi bir gayrimeşru emir de bulunmasını engelleyecek, ya da ona itaati engelleyecek tek dinamik vardır. O da kamu vicdanının nerede örgütlendiğinin açıkça hissedilmesidir...
Ne polis ne YSK kadrosu, kendini çoktan ifade etmiş olan kamu vicdanına zül gelecek bir itaatkarlık yapamaz.
Çok hızlı değişimlerle günde 3-5 gündem yaşatılan toplumun, sandığa giderken kafasında Türkiye ve mevcut hükümetle ilgili ne tür veriler olacağını öngörebilmek şarttır.
Man adalarına taşınan paraları Parti yöneticileri ve muhalif medya kuruluşları bile hatırlamıyor seçime giderken yurttaş bunu hatırlayacak mı?
Mevcut hükümetin içinde kaç tane Amerikan ve İngiliz vatandaşı olduğu, ikinci bir bayrağı daha olan bu kadar kadronun hangi tesadüfle iktidar partisinde konuşlandığı kamuoyunda tartışıldı mı?
Siyasetçilerin kendi çocuklarını yabancı ülke vatandaşı yapmalarıda öyle...
2028'de Erdoğan'ın aday olamayacağı varsayımını anayasaya bağlarken, tek adam rejimindeki anayasanın gücüne mi güveniyoruz? Erdoğan'ın anayasaya uyma ahlakına mı?
Sağlığı elverişli olduktan ve istatistik sonuçları güven verdikten sonra hangi anayasa Erdoğan'ın 2028'de aday olamayacağını garanti edebilir?!
Bu, sadece bir iktidar değişimi değil aynı zamanda 2023’ün psikolojik rövanşı olarak görülüyor.
Özgür Özel liderliğindeki CHP’nin önündeki en büyük risk kazanma iştahı ile anayasal zemin arasındaki ince çizgidir.
Oda bir daha Erdoğan’ın adaylığına verilecek hukuki bir vizedir.
Mesele artık sadece erken seçim istemek değil bu seçimin şartlarını iktidara dikte ettirebilmektir.
Eğer 2027 pazarlığı, toplumda Erdoğan’a bir şans daha verildi algısı yaratırsa, 2023’teki o meşhur garanti duygusu bu kez yerini çok daha ağır bir hayal kırıklığına bırakabilir.
Yaşayıp göreceğiz yaşatıp görmeden üst akıl önlemini almalı!!