Seçilmiş CHP, Hukuksuzluk İçinde Hukuk Arıyor
Türk siyasetinde son günlerin en hararetli konusu, CHP'nin yaklaşan seçimlere katılma yeterliliğinin olup olmadığı.
Medyada ve siyasi kulislerde yoğun şekilde işlenen bu konu, ilk bakışta sadece "siyasi yıpratma" hamlesi gibi görünse de, arkasında çok ince hesaplanmış bir hukuki planlama barındırıyor.
Ancak bu senaryoyu asıl "gerçekçi" kılan unsur, "Meclis’te grubu olan parti her halükarda seçime girer" maddesinin artık hukuk sistemimizde mevcut olmaması.
7393 Sayılı Kanun Hamlesi
Partilerin teşkilatlanma veya kurultay şartlarını yerine getirememesi durumunda bile, TBMM’de 20 milletvekiline ulaşıp bir grup kurmuşsa seçime doğrudan katılabilmesiydi.
Bu kural, 2018 seçimlerinde İYİ Parti örneğinde olduğu gibi, siyasi tıkanıklıkları aşan yapısal bir güvenceydi.
Ancak iktidar blokunun 31 Mart 2022’de kabul ettiği ve 4 Nisan 2022’de Resmi Gazete’de yayımlanan "7393 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun", bu zırhı tamamen ortadan kaldırdı.
Bu kanunun 3. maddesiyle, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 36. maddesinde yer alan ve Meclis grubuna seçime girme hakkı tanıyan o kritik ibare, madde metninden kazındı.
Siyasi Partiler Kanunu Madde 36
2022 Öncesi Eski Hüküm: İllerin en az yarısında teşkilat kurmak ve büyük kongreyi yapmış olmak veya TBMM'de grubu bulunmak.
2022 Sonrası Yeni Hüküm: İllerin en az yarısında oy verme gününden en az 6 ay önce teşkilat kurmuş olmak ve "büyük kongresini (kurultayını) yapmış olmak".
Bu yasal değişiklik sayesinde, bugün CHP’nin Meclis’te ana muhalefet konumunda olması, 120’nin üzerinde milletvekiline sahip bulunması veya, son yerel seçimlerden birinci parti olarak çıkması hukuken sıfırlanmıştır. Yasal olarak CHP, seçime girmek adına tıpkı yeni kurulan bir tabela partisiyle tamamen aynı yükümlülüklere tabidir. Yani "Hukuken geçerli bir büyük kongreye sahip olmak."
Zırhın delinmesinin ardından, siyasi mühendisliğin ikinci aşaması olan "yargısal kıskaç" devreye giriyor.
CHP’nin son dönemde gerçekleştirdiği olağan ve olağanüstü kurultaylara karşı açılan usulsüzlük davası zinciri, partinin yönetim organlarını sakatlama amacı taşıyor.
Kurultayların yargı yoluyla geriye dönük olarak iptal etmesi, Siyasi Partiler Kanunu’nun zaman sınırlamasıyla, idari bir silaha dönüşüyor.
Yasa koyucu bir partiye, kurultayını yenilemesi için "en fazla 3 yıl" tanımış.
Son yasal kongrenin Temmuz 2020 olduğu bir senaryoda, CHP’nin normal şartlarda en geç Temmuz 2023’e kadar yeni kongresini yapmış olması gerekiyordu. Bu sürenin aşılması veya yapılan kurultayların iptali, partiyi doğrudan Türk Medeni Kanunu'nun tasfiye kararıyla karşı karşıya bırakıyor.
Son hukuken geçerli kongrenin Temmuz 2020 olduğu kabul edilirse, 6 yıllık mutlak yasal süre "Temmuz 2026" tarihinde doluyor.
Eğer Temmuz 2026’ya kadar CHP, mahkeme koridorlarında kilitlenir ve hukuken tartışmasız, tescilli yeni bir kurultay gerçekleştiremezse; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde "organlarını kaybetmiş ve kendiliğinden dağılmış" statüsüne düşürülme riskiyle karşı karşıya kalacak.
Organları yasal olarak yok sayılan bir partiyi YSK seçime sokmayacaktır.
CHP'nin başlattığı, delegelerin imzasıyla yürütülen "Olağanüstü Kurultay" çağrısı, Temmuz 2026'daki o ölümcül, 6 yıllık süre sınırı dolmadan once, hukuken tertemiz, tartışmasız yeni bir büyük kongre tescil ettirme gayretidir.
Sonuç olarak seçilmiş CHP, bütün bu yaşananlara ragmen "Hukuksuzluk içinde, hukuk arama çabası"nı sürdürüyor.
Kadı ananı öperse şikayete kime didersin.
Tamda o noktadayız.