Siyasetin Gölge Oyunu
Hafta sonu kahvenizi yudumlarken, arkadan ince bir tef sesinin yükseldiğini ve beyaz bir perdenin hayalinizde canlandığını varsayın.
Hani şu çocukluğumuzun Ramazan akşamlarından kalma, hır gürün eksik olmadığı, ama hep bir tatlıya bağlanan meşhur gölge oyunu…
Şimdi o perdenin arkasındaki mum ışığını biraz daha yaklaştırın. Tasvirler netleşsin.
Ama dikkatli bakın; bu sefer yeşil-kırmızı kıyafetiyle perdede boy gösteren kibar kibar konuşan Hacivat değil, CHP’nin Seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel; köşeli şapkası ve bitmek bilmeyen inadıyla pencereden kafasını uzatan Karagöz ise atanmış Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu olsun.
Siyasetin o çok ciddi, çok asık suratlı koridorlarını bir kenara bırakıp, Ankara kulislerinde son günlerde yaşanan o bitmek bilmeyen "değişim", "vefa" ve "imza" tartışmalarını bir Karagöz-Hacivat hicvine dönüştürsek, galiba karşımıza tam olarak şöyle bir manzara çıkardı.
"Yar Bana Bir Değişim Medet!"
Perde açılıyor. Işıkların altında Özgür Özel, elinde tefiyle tempoyu tutturmuş, neşeyle şarkısını söylüyor: “Yar bana bir eğlence medet… Geliyor değişimin rüzgârı, açın kapıları!”
O sırada CHP Genel Merkezi’nin penceresinden kafasını uzatan Kemal Kılıçdaroğlu, kaşlarını çatmış bakıyor aşağıya: “Ne bağırıyorsun be aba altındaki delege? Ne rüzgârı? Benim kulağıma kurultay kulislerinin uğultusu geliyor!”
İşte ana muhalefetin bugünkü özet tablosu.
Bir tarafta "Direksiyona geçtim, gemiyi limana yanaştırıyorum" diyen seçilmiş yönetim; diğer tarafta "O geminin pusulasını benden almadın mı, bu denizlerde az mı kürek çektim?" diye içerleyen atanmış.
Şırrak! "Ne İmzası Be Çenesi Düşük?"
Hicvin en güzel yanı, koskoca siyasi krizleri tek bir tokat sesiyle görünür kılabilmesidir.
Perdedeki Özgür Özel tam "Şeffaf siyaset yapıyoruz, yeni gruplar kuruyoruz, imzaları topluyoruz" diyecek oluyor ki, hop! Karagöz’ün meşhur el hareketiyle bir tokat efekti çınlıyor perdede: ŞIRRRAK!
“Ne imzası, ne grubu be çenesi düşük? Bizim zamanımızda imzalar bir kere atıldı mı, delegeler safını bilirdi! Şimdi duyuyorum ki 12 grup parlamenteri yan yana gelse hemen muhalif bir meclis kurmaya kalkıyormuş.”
Aslında perdedeki bu kavga, Türk siyasetinin hiç değişmeyen o kadim paradoksunu yüzümüze vuruyor: Koltuk gidince bitmeyen gölgeler ve koltuğa gelince bitmeyen eskiyi suçlamalar.
Bir tarafta CHP’yi "birinci parti yapmış" ve engellenen savaşçı, diğer tarafta ise kaybettiği kurultayın kinini taşıyan intikamcı ruh.
Halil İbrahim Sofrasından Kurultay Kulislerine
Oyunun sonunda Hacivat (Özel) her zamanki gibi çaresizce "Yıktın perdeyi eyledin viran, varayım sahibine haber vereyim yalan" diyerek soluğu kürsüde alıyor. Karagöz (Kılıçdaroğlu) ise elinde çay bardağıyla tek başına kalıp seyirciye göz kırpıyor: "Ben delegeye selamı çaktım, onlar da bana arka çakacak mı göreceğiz! Ben yeni bir Halil İbrahim sofrası kurayım hemen..."
***
Siyasetimizin bu hiç bitmeyen gölge oyunu, aslında içindeki tüm hırsa ve gerilime rağmen dışarıdan bakıldığında muazzam bir hiciv malzemesi barındırıyor.
Liderler değişiyor, sloganlar yenileniyor, kurallar güncelleniyor ama perdenin arkasındaki o taht kavgası ve kulis gürültüsü hiç eskimiyor.
Biz seyircilere ise hafta sonunda arkamıza yaslanıp, bu renkli tasvirlerin atışmasını izlemek ve içimizden sessizce mırıldanmak kalıyor:
"Her ne kadar sürç-i lisan ettiysek affola..."
Bakalım bu perdenin arkasından bir sonraki perdede kimlerin gölgesi düşecek?
Keyifli hafta sonları!