Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Bir Ömür Çalışan İnsanlara Nasıl Bir Gelecek Borçluyuz?

İlk yazı bir emeklinin sessiz hayatına tanıklık ettik. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan mücadelesinin, aslında milyonlarca insanın ortak hikayesi olduğunu gördük.

Bir Ömür Çalışan İnsanlara Nasıl Bir Gelecek Borçluyuz?
Paylaş:
N

EMEKLİ DOSYASI - BÖLÜM 3

Bir Ömür Çalışan İnsanlara Nasıl Bir Gelecek Borçluyuz?

İki yazıdır bu köşede emeklileri konuştuk.

İlk yazı bir emeklinin sessiz hayatına tanıklık ettik. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan mücadelesinin, aslında milyonlarca insanın ortak hikayesi olduğunu gördük.

İkinci yazıda ise duyguların yerine verileri koyduk. TÜİK'in, SGK'nın, OECD'nin ve Eurostat'ın yayımladığı veriler bize şunu gösterdi: Türkiye de, dünyanın birçok ülkesi gibi yaşlanan bir nüfusa sahip ve emeklilik sistemi geleceğin en önemli sosyal politika başlıklarından biri olmaya devam edecek.

Bugün ise son bir soru sormak istiyorum.

Peki bundan sonra ne yapacağız?

Sorunları konuşmak kolaydır.

Asıl zor olan, çözüm üretebilmektir.

Hiçbir ülke kusursuz değildir.

Avrupa ülkeleri de emeklilik sistemlerini sürekli gözden geçiriyor, emeklilik yaşını yeniden düzenliyor, sosyal güvenlik açıklarını azaltmaya çalışıyor. Ancak ortak bir noktaları var: Emekliliği yalnızca maaş olarak görmüyorlar. Sağlık hizmetlerini, yaşlı bakımını, sosyal yaşamı ve insan onurunu da sistemin bir parçası olarak değerlendiriyorlar.

Türkiye'nin de kendi ekonomik gerçekleri içinde bu anlayışı güçlendirmesi mümkündür.

Bunun yolu birbirimizi suçlamaktan değil, ortak akıl üretmekten geçiyor.

Emeklinin alım gücünü koruyan politikalar...

Sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştıran uygulamalar...

Yaşlı dostu şehirler...

Yalnız yaşayan emeklilere yönelik sosyal destekler...

Yerel yönetimlerle merkezi idarenin birlikte çalıştığı projeler...

Bunların hiçbiri ulaşılmaz hedefler değildir.

Çünkü emeklilik yalnızca bugünün emeklilerini ilgilendirmez.

Bugün çalışan herkes, yarının emeklisidir.

Bu nedenle emeklilik meselesi bir siyasi tartışmanın değil, toplumsal uzlaşının konusu olmalıdır.

Bu üç yazıyı hazırlarken amacım kimseyi suçlamak ya da bir tartışmayı derinleştirmek olmadı.

Amacım; yıllarca çalışan, üreten, vergi veren ve prim ödeyen insanların sesine kulak vermekti.

Bir ülkenin büyüklüğü elbette yaptığı yollarla, köprülerle, hastanelerle, fabrikalarla ve güçlü ekonomisiyle ölçülür. Bunlar kalkınmanın vazgeçilmez unsurlarıdır.

Ama gerçek kalkınma, o ülkeye ömrünü vermiş insanların yaşlılığında kendini güvende hissedebilmesiyle tamamlanır.

Çünkü emeklilik bir lütuf değildir.

Emeklilik, alın terinin karşılığıdır.

Emeklilik, bir ömür verilen emeğin adıdır.

Ve unutmayalım...

Bir ülkenin gerçek zenginliği, yalnızca ürettikleriyle değil; ömrünü o ülkeye vererek geçirmiş insanlarına yaşlılığında sunduğu hayatla ölçülür.

Eğer bu üç yazı, bir emeklinin yalnız olmadığını hissettirebildiyse...

Bir çalışanın da bugünden geleceğini düşünmesine vesile olabildiyse...

Kalem görevini yerine getirmiş demektir.

Saygılarımla.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı