Dekokrasi mi, Otokrasi mi?
Dünyada yönetim biçimleri temel olarak ikiye ayrılır.
Demokraside asıl güç halktadır. Yönetenler, halkın geçici olarak görevlendirdiği kişilerdir. "Hukukun üstünlüğü" vardır; yani kurallar hem halkı, hem de devleti yönetenleri bağlar. Kimse "Ben yaptım oldu" diyemez; çünkü bağımsız mahkemeler ve özgür basın her adımı izler ve denetler.
Otokrasi ise gücün tek bir kişide veya dar bir grupta toplandığı sistemdir. Kararlar çok hızlı alınır çünkü kararları kendisi verir. Ancak bu "hız", kontrol mekanizması olmadığı için büyük hatalara da yol açabilir. Burada halk "yurttaş"tan ziyade, kurallara uyması beklenen bir kitle konumundadır.
Demokrasilerde yatırımcı "Hukuk beni korur" diyerek uzun vadeli işler kurar, bu da kalıcı bir zenginlik getirir. Otokrasiler ise devlet gücüyle istediği her şeyi çok hızlı bir şekilde yapabilir ama bir hukuk güvencesi yoksa kazanımların da bir güvencesi olmaz.
Basın ve İnternet demokrasi için bir "şeffaflık" aracıdır; halk devletin ne yaptığını görür. Otokrasiler için ise bir "takip ve yönlendirme" aracıdır; kontrol altındaki basının verdiği haberlerle halk yönlendirilir, kameralar ve yazılımlarla toplumun her hareketi kontrol edilir.
Günümüzde yaşadıklarımızla kıyaslarsanız hangi sistemle yönetildiğimizi anlarsınız.
***
Türkiye, bu iki sistem arasında kendine has bir yol çizdi.
Eskiden "padişahın kulu" olan insanımız, 19. yüzyılda "Anayasa" kavramıyla tanıştı. Gücün sınırlandırılabileceğini öğrendi.
23 Nisan 1920'de Ankara'da açılan Meclis, dünyada eşine az rastlanır bir şey yaptı. Savaşın ortasında bile "Her kararı milletin vekilleri tartışarak alacak" diyerek demokrasinin temellerini attı.
1950'de çok partili döneme geçilerek halk sandığa gitti. Bu, Türkiye'nin "Ben artık demokrasiyi öğrendim" dediği andı.
Demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi ve devletin devamlılığının sağlana bilmesi için, birbirini kontrol edecek olan “kuvvetler ayrımı”na ihtiyaç vardı. Bu da Yasama (Meclis), Yürütme (Hükümet) ve Yargı (Mahkemeler) ile şekillendi.
1961 Anayasası ile bu ayaklar birbirinden iyice ayrıldı. Mahkemelere ve üniversitelere büyük bağımsızlık verildi.
1982 Anayasası ile "karar alma hızı artsın" diye yürütme (devlet başkanı) güçlendirildi.
2017 değişikliği ile bugün kullandığımız sisteme geçildi. Bu sistemde yürütme çok güçlü ve hızlı hale geldi ancak "denetleme" ve "güçlerin dengesi" kalmadı ve tartışmalar büyüdü.
Demokrasi bazen yavaş işleyebilir, çok seslilik bazen kavga ve gürültü gibi gelebilir. Ancak tarih bize şunu gösterdi: Denetlenmeyen her güç, eninde sonunda hata yapar.
Bütün güçler ve egemenlik bir kişiye ait olduğunda "yasaklar ve baskı", millete ait olduğunda ise "özgürlük" anlamına gelir.