İhracatta rekor güzel, ama asıl sınav şimdi başlıyor...!
Türkiye ekonomisinin dış ticaret cephesinden eylül ayında gelen rakamlar, üzerinde biraz daha dikkatli durmayı hak ediyor.
Çünkü rakamların içinde yalnızca bir ihracat rekoru yok; aynı zamanda Türkiye’nin dış ticaret denkleminde hangi noktada bulunduğunu gösteren önemli bir mesaj da var.
Eylül ayında Türkiye’nin ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 15,4 artarak 25 milyar 976 milyon dolara yükseldi. İthalat ise yüzde 5,9 artışla 31 milyar 208 milyon dolar oldu.
Sonuçta aylık dış ticaret açığı 5,23 milyar dolara geriledi. Daha dikkat çekici olan ise ihracat artışının ithalat artışının yaklaşık 2,6 katına ulaşması.
Ticaret Bakanlığı da bu rakamın, Cumhuriyet tarihinin en yüksek ikinci aylık mal ihracatı olduğunu açıklıyor. Birinci sırada ise 26,3 milyar dolarla Aralık 2025 bulunuyor.
Buraya kadar tablo gerçekten olumlu.
Fakat ekonomide tek bir ayın sevincini, kalıcı bir başarı hikâyesi olarak okumamak gerekiyor.
Çünkü yılın ilk dokuz ayına baktığımızda Türkiye’nin ihracatı 210,97 milyar dolar, ithalatı ise 282 milyar dolar seviyesinde. Dış ticaret açığımız yaklaşık 71 milyar dolar.
Yıllıklandırılmış rakamlarda ise ihracat 283,7 milyar dolara yükselirken ithalat 379,7 milyar dolar seviyesinde. Yani hâlâ yaklaşık 96 milyar dolarlık yıllıklandırılmış dış ticaret açığımız var.
İşte bence asıl mesele tam burada başlıyor.
Türkiye daha fazla ihracat yapıyor mu? Evet.
Peki bundan daha önemlisi, bu ihracatı daha yüksek katma değerle mi yapıyor?
Bu sorunun cevabı, geleceğimiz açısından çok daha önemli.
Nitekim açıklanan verilere göre orta ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracatı yıllıklandırılmış bazda 117,6 milyar dolara, toplam ihracat içindeki payı da yüzde 43,7’ye yükselmiş durumda. Bu, olumlu yönde atılmış önemli bir adım.
Ancak Türkiye'nin önündeki hedef yalnızca 300 milyar dolar ihracatı konuşmak olmamalı.
Asıl hedef; daha fazla yerli katma değer, daha az ithal girdi, daha güçlü enerji verimliliği ve daha yüksek teknoloji olmalı.
Çünkü ihracatın 1 milyar dolar artması elbette değerlidir. Fakat o ihracatı gerçekleştirmek için ne kadar ithal ara malı ve enerji kullanıldığını da hesaba katmak zorundayız.
Bugün ihracatın ithalatı karşılama oranının eylülde yüzde 83,2’ye, ilk dokuz ayda ise yüzde 74,8’e yükselmesi olumlu bir gelişme.
Ama kalıcı başarı, bu oranı geçici olarak yükseltmek değil; yapısal olarak yukarı taşımaktır.
Türkiye'nin 2026 için belirlenen 282 milyar dolarlık yıllık mal ihracatı hedefini, yılın bitmesine üç ay kala aşmış olması da önemli bir eşik. Yıllıklandırılmış ihracat 283,7 milyar dolara ulaşmış durumda.
Şimdi önümüzde daha zor ama daha değerli bir hedef var:
Daha çok ihracat değil sadece… Daha kaliteli ihracat.
Çünkü Türkiye'nin gerçek dış ticaret başarısı, ihracat rakamının büyüklüğü kadar, o ihracattan ülke içinde kalan katma değerin büyüklüğüyle ölçülecek.
Eylül rakamları bize şunu söylüyor:
Türkiye ihracatta doğru yönde ilerliyor.
Şimdi yapılması gereken, bu ivmeyi yüksek teknoloji, güçlü yerli üretim ve daha düşük ithalat bağımlılığıyla kalıcı hale getirmek.
Çünkü geleceğin güçlü ekonomisi;
çok satan değil,
çok üreten,
yüksek katma değer üreten
ve ürettiğinin daha büyük bölümünü kendi ülkesinde tutan ekonomidir.