Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Fabrikalar Neden Sessizleşti?

Bir zamanlar yüzlerce işçinin aynı kapıdan içeri girdiği, servislerin fabrikanın önünde kuyruk oluşturduğu o sanayi tesisinde bugün yalnızca rüzgâr dolaşıyor.

Paylaş:
N

Fabrikalar Neden Sessizleşti?

Sabah vardiyasının sireni artık çalmıyor.

Bir zamanlar yüzlerce işçinin aynı kapıdan içeri girdiği, servislerin fabrikanın önünde kuyruk oluşturduğu o sanayi tesisinde bugün yalnızca rüzgâr dolaşıyor. Paslanan makineler, kapanan kepenkler ve sessizleşen üretim bantları... Aslında sessiz olan yalnızca bir fabrika değil; bir şehrin umudu, bir ailenin geçimi ve bir ülkenin üretim gücü.

Son yıllarda Türkiye'nin birçok kentinde benzer manzaralarla karşılaşıyoruz. Bazı fabrikalar üretimini azaltıyor, bazıları tamamen kapanıyor, bazıları ise yatırımını daha düşük maliyetli ülkelere taşıyor. Oysa sanayi, bir ülkenin ekonomik bağımsızlığının temelidir. Üretmeyen bir ekonomi, zamanla tüketimin ve ithalatın gölgesinde kalmaya mahkûm olur.

Peki, neden bu noktaya geldik?

Üretici artık yalnızca rakipleriyle yarışmıyor. Yüksek finansman maliyetleriyle, artan enerji fiyatlarıyla, öngörülemeyen ekonomik koşullarla ve küresel rekabet baskısıyla da mücadele ediyor. Yeni yatırım yapmak cesaret isterken, mevcut yatırımı korumak bile giderek zorlaşıyor.

İşin en dikkat çekici tarafı ise dünyanın izlediği yön.

Bugün ABD, Avrupa Birliği ve birçok Asya ülkesi stratejik sektörlerde üretimi yeniden kendi ülkelerine çekmeye çalışıyor. Devletler milyarlarca dolarlık teşvik paketleri açıklıyor; yarı iletkenden otomotive, savunma sanayinden yeşil teknolojiye kadar birçok alanda "yeniden sanayileşme" politikaları uygulanıyor.

Biz ise tam tersine, erken sanayisizleşme riskini tartışıyoruz.

Sanayi yalnızca üretim değildir. Sanayi; teknoloji geliştirmektir. İhracatta yüksek katma değer üretmektir. Genç mühendislerin ülkelerinde kalmasını sağlayacak fırsatlar sunmaktır. Üniversite ile özel sektörü aynı hedefte buluşturmaktır. Kısacası sanayi, geleceği inşa etmektir.

Bir fabrikanın kapanması yalnızca içeride çalışan işçileri etkilemez. O fabrikanın hammadde tedarikçisi, nakliyecisi, bakım firması, çevresindeki esnafı ve bulunduğu kentin ekonomisi de zincirleme biçimde zarar görür. Bir fabrikanın bacası söndüğünde, aslında onlarca küçük işletmenin de ışığı biraz daha azalır.

Belki de artık yanlış sorular soruyoruz.

"İşsizlik neden artıyor?" diyoruz.

Oysa önce şu soruyu sormalıyız:

Üretim neden azalıyor?

Çünkü kalıcı istihdamın kaynağı üretimdir.

"Gelir neden artmıyor?" diyoruz.

Oysa önce şunu konuşmalıyız:

Katma değeri yüksek ürünleri neden yeterince üretemiyoruz?

Ve en önemlisi...

"Dış ticaret açığı neden kapanmıyor?" diye tartışıyoruz.

Oysa bunun cevabı da yine fabrikaların içinde saklı.

Türkiye'nin genç nüfusu var. Coğrafi avantajı var. Sanayi kültürü var. Deneyimli girişimcileri var. Bunlar hâlâ önemli güçlü yönler. Ancak üretim ekonomisini uzun vadeli bir vizyonla desteklemezsek, bu avantajlar zaman içinde rekabet üstünlüğüne değil, kaçırılmış fırsatlara dönüşebilir.

Belki de bugün konuşmamız gereken mesele, sadece kapanan fabrikalar değildir.

Asıl mesele; üretimin değer kaybettiği bir anlayışın toplumda giderek normalleşmesidir.

Çünkü bir ülke fabrikalarını kaybetmeye başladığında yalnızca üretimini değil; teknolojisini, nitelikli istihdamını, ihracat gücünü ve geleceğe dair iddiasını da yavaş yavaş kaybeder.

Şimdi kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Türkiye, tüketerek büyüyen bir ekonomi mi olmak istiyor; yoksa üreterek güçlenen bir ülke mi?

Bu sorunun cevabı, yalnızca sanayicileri değil, hepimizin yarınını belirleyecek.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı