Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Sepette Ne Var, Üretimde Ne Yok

Türkiye'de enflasyon tartışmaları neredeyse her gün aynı eksende dönüyor: Faiz artırılsın mı, döviz neden yükseldi, ücret zamları fiyatları mı tetikliyor?

Sepette Ne Var, Üretimde Ne Yok
Paylaş:
N

Sepette Ne Var, Üretimde Ne Yok

Enflasyonun Görünmeyen Yüzü; Sepette Ne Var, Üretimde Ne Yok?

Türkiye'de enflasyon tartışmaları neredeyse her gün aynı eksende dönüyor: Faiz artırılsın mı, döviz neden yükseldi, ücret zamları fiyatları mı tetikliyor?

Oysa enflasyonun gerçek hikâyesi ne Merkez Bankası'nın bilançosunda ne de döviz ekranlarında başlıyor. Hikâye, TÜİK'in tüketici sepetinde başlıyor.

Çünkü enflasyon dediğimiz şey, aslında vatandaşın satın aldığı mal ve hizmetlerin fiyat değişimidir. O halde önce şu soruyu sormak gerekir:

Vatandaşın en çok para harcadığı ürünler gerçekten ne kadar yerli?

Cevap düşündürücü.

Akaryakıt ithal…

Doğal gaz ithal…

Cep telefonu ithal…

Bilgisayar ithal…

Otomobil büyük ölçüde ithal ya da ithal parçalarla üretiliyor.

Buna kimsenin itirazı yok.

Ancak asıl mesele bunlar değil.

Asıl mesele, yerli sandığımız ürünlerin de önemli ölçüde ithal girdilerle üretilmesi.

Ekmek yerli mi?

Evet.

Peki gübresi?

Hayır.

Mazotu?

Hayır.

Tarım ilacı?

Büyük ölçüde hayır.

Ambalajı?

Petrokimya ürünlerine bağlı.

Yani soframıza gelen ekmeğin fiyatı yalnızca çiftçinin emeğiyle belirlenmiyor; döviz kuruyla da belirleniyor.

Yemeklerin vazgeçilmezi olan  ve Bursa Yenişehir ovasının göz bebeği olan ayçiçek yağında da durum pek farklı değil!

Ayçiçeği ve tohumları ithalatında gümrük vergileri piyasa ihtiyaçlarına göre 2018, 2020, 2021, 2024 ve 2025 yıllarında çeşitli dönemlerde düşürülmüş veya sıfırlanmıştır.

Aynı durum et için de geçerli.

Hayvan Türkiye'de yetişiyor olabilir. Ancak yem hammaddesinin önemli bir bölümü ithal ediliyor. Enerji maliyeti dövize bağlı. Veteriner ilaçları büyük ölçüde dışarıdan geliyor.

Süt, peynir ve yoğurt da aynı zincirin halkaları.

Beyaz eşya Türkiye'de üretiliyor deniliyor.

Doğru.

Ama elektronik kartları, kompresörleri, çipleri ve birçok ara malı ithal.

Mobilya yerli.

Ancak reçinesi, kimyasalı, bağlantı elemanları ve makine ekipmanlarının önemli kısmı ithal.

Giyim yerli.

Fakat sentetik elyaf, boya kimyasalları ve birçok tekstil girdisi dışarıdan geliyor.

Kısacası Türkiye'de "yerli üretim" ile "yerli maliyet" aynı şey değil.

İşte bu yüzden döviz kuru yükseldiğinde yalnızca ithal otomobiller pahalanmıyor.

Ekmek pahalanıyor.

Süt pahalanıyor.

Et pahalanıyor.

Elektrik pahalanıyor.

Lokantadaki yemek pahalanıyor.

Çünkü üretimin omurgasında ithal enerji ve ithal ara malı bulunuyor.

Bu nedenle enflasyonu yalnızca faizle açıklamak da, yalnızca ücret artışlarına bağlamak da eksik kalıyor.

Türkiye'nin enflasyonunun önemli bir bölümü maliyet enflasyonudur.

Maliyet enflasyonunun önemli bir bölümü ise ithal girdi bağımlılığından beslenmektedir.

Bugün döviz kurunu konuşuyoruz.

Yarın petrolü konuşacağız.

Ertesi gün doğal gazı…

Sonra gübreyi…

Veya Ayçiçeğini…

Çünkü üretim zincirinin her halkasında dışarıya bağımlı olduğumuz sürece, kurdaki her dalga market raflarına gecikmeli olarak yansıyacaktır.

Enflasyonu gerçekten düşürmek istiyorsak yalnızca fiyatlara değil, fiyatların oluştuğu üretim zincirine bakmalıyız.

Merkez Bankası enflasyonu yavaşlatabilir.

Ancak kalıcı fiyat istikrarını sağlayacak olan; daha fazla yerli ara malı üretimi, enerji bağımlılığının azaltılması, tarımda verimliliğin artırılması ve yüksek katma değerli sanayiye geçiştir.

TÜİK'in tüketim sepeti bize yalnızca vatandaşın ne satın aldığını göstermiyor.

Aslında Türkiye ekonomisinin nerelerde dışa bağımlı olduğunu da gösteriyor.

Belki de enflasyonun asıl hikâyesi tam burada başlıyor.

 

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı